20 Nisan 2017

Çölde bir vaha: Tropikal Kelebek Bahçesi


Uzakdoğu'ya gitmeden tropikal iklim bitkilerini ve bu florada yaşayan çeşit çeşit kelebeği bir arada görebileceğiniz aklınıza gelir miydi? Açıkçası ben epey şaşkınım. Hele Konya'ya kelebek görmeye gideceğim hiç aklıma gelmezdi. 


Konya Selçuklu belediyesi değişik bir işe imza atmış ve 2015 yılında bir tropik kelebek bahçesi tesis edip ziyarete açmış. Tesis şehrin biraz dışında ancak şehre düzenlenen turların uğrak noktası olmayı şimdiden başarmış görünüyor ve bence hakediyor da. Zira içeri girer girmez büyülenmemek pek mümkün değil. 


Bu özel yapının içerisinde tam bir tropik iklim ortamı yaratılmış. İçeride geneli karasal iklime sahip bir ülkede yaşayanları sarsacak derecede bir sıcaklık ve nem oranı mevcut. Adeta buhar odasına girmiş gibi oluyorsunuz ancak, eğer üzerinizde mont ile gezmiyorsanız (ki varsa hemen çıkarın) bir süre sonra alışılıyor. 



Cam tavanlı bir sera şeklinde tasarlanmış kapalı bir alan, içerisinde sürekli uçuşan renk renk ve çeşit çeşit yüzlerce kelebek. O kadar çoklar ki kafanızın üzerinden uçtukları gibi yere de konuyorlar. O yüzden bastığınız yerlere aman dikkat edin derim. O heyecanla ezmeyin yavruları.
 Ben, esasen, kelebeklerden çok sabık bir yeşil sever olarak bitkilere daha da bayıldım.


Bitkilerin hepsi tropik... nilüferler, bambular, orkideler... sadece adını bildiklerim. Bunların dışında rengarenk yemyeşil inanılmaz bir habitat yaratılmış. Bakmalara doymak imkansız. 
Pocahontas'ı çok fena kıskandım desem yeridir :)


En son ne zaman nilüfer gördüm hiç hatırlamıyorum ama burayı gezerken başından ayrılmak istemedim. Manzara öyle güzeldi ki fotoğraf çekmek nadiren aklıma geldi, görüntüyü hafızama kazımak için daha çok seyretmeyi tercih ettim. 


 Tropikal bitki ve kelebeklerin yaşam ortamını tam anlamıyla taklit edebilmek için ortama buhar veren bacalar tesis edilmiş, yapay bir şelale, geçitli yapay mağaralar ve sahte kuş sesleri de var. Ayrıca iki tane de papağan vardı içeride. 


Kelebeklerin üretimi de aynı alan içerisinde özel kuluçkahanelerde yapılıyor. Kelebeklerin yaşam döngüsüne, hangi kelebek türünün hangi ülkeye ait olduğuna ilişkin açıklayıcı bilgilendirmeler de var.


Bu tesisin aynısının bir de Viyana'da olduğunu söylediler. Ancak orayı da gören gezginlerden biri buranın daha güzel olduğunu iddia etti. Hangisi daha güzel bilemem ama müthiş bir bahçenin içerisinde gezerken üzerinize bir kelebeğin konma ihtimali bile bizim gibi doğaya hasret yetişmiş bir nesil için kocaman bir şans bence.

Yolunuz düşerse gitmenizi tavsiye ederim.
Sevgiler...

5 Ocak 2017

Missha Near Skin Moist Capsule - Aşırı Kuru Cilt


Geçen yıl kış başında artık nemsizlikten, kuruluktan kabuk kabuk dökülmeye başlamış bir cilt ile Missha'ya attım kendimi. Satıcının tavsiyesiyle bu ürünleri almıştım.
 Her yüz yıkamadan sonra gerim gerim gerilen ve acıdan resmen ağlatan kurulukta bir cildim var, özellikle de kışın daha kötü oluyor. Biraz da yıllarca nemi dışarıdan takviye ede ede cildin kendi nemini üretemez hale getirmenin cezası bu aslında.


Geçen yıl kış boyunca sabah akşam bu ikisini kullanarak, düzenli peeling yapmama rağmen kurtulamadığım kabuklanmadan nihayet kurtulmuştum. Bu yıl soğuklar başlayınca geçen yıldan kalanı yeniden kullanmaya başladım ki yeniden kabuklar içerisinde kalmayayım.
 Açıkçası beni çok rahalattı, işime yaradı ben de bu yüzden burada da paylaşmak istedim.
Aşırı aşırı kuru cilt buhranı yaşayan varsa benim gibi belki onlara da faydası olur.


Ürün aynı serinin birbiri ardına kullanılan essence (yani bir nevi serum) ve cream şeklinde iki şişeden oluşuyor. Missha'daki görevli cildime bakıp bana bu ikisini verdi, hatta şu mu bu mu diye bakmama bile izin vermedi. İyi ki de öyle yapmış sağolsun.
Konuyu dağıtmadan kullanımından ve yapısından bahsedeyim. Essence olan çok hafif yumuşacık kıvamlı bir öz. İlk önce temiz cilde bu ürünü kullanıp cilde nem takviyesi veriyoruz. Ardından biraz bekleyip cream olan ürünü üzerine uygulayarak nemin cilde hapsolmasını sağlıyoruz. 
İkinci ürün önceki ürünü cilde kilitliyor. Bir nevi top coat oje gibi yani :)


Essence olan, yani yukarıdaki resimdeki, tek başına da kullanılabiliyor. Hemen emilen çok ferah bir his veren tapılası bir serum bence. Bu yüzden de çabuk tükeniyor. İkisini hep aynı anda kullansanız bile essence olan diğerinden önce bitecek. Bu yüzden ilk etapta alırken essence olandan iki tane alın derim. Gerçi pek ucuz sayılmaz ama benim için verdiğim parayı hakketti ikisi de. Resimde de görüldüğü gibi bitti bitecek ve ben tutuşmuş durumdayım şu an.



Cream olanı adı krem olsa da aslında kremden çok jel gibi bir kıvamda. Yüzüme uyguladıktan sonra ellerimi yıkama ihtiyacı hissettiğim kadar kötü, yapış yapış bir yapısı var. Ancak asıl işi alttaki ürünün ciltte daha uzun süre kalmasını sağlamak olduğu için bence olması gereken de bu. Hem yapı hem de işlev olarak uhu'ya benzetiyorum ben.
Her ne kadar essence müthiş bir makyaj bazı olsa da cream bunun için pek iyi bir fikir olmayabilir. Bu yüzden ben sabahları cream'i es geçerken, gece yatarken muhakkak kisini birden kullanıyorum. 
Bu ürünler yerine başka ürün kullanırsam sabah kalktığımda cildimin gerilmesinden aslında ne kadar başarılı olduklarını anladım. Yazın çok gerekmese de kış için vazgeçilmezim oldular. Zira o kabuk kabuk kuruluktan kurtartılar beni. 


Sevgiler,

10 Aralık 2016

Kahve Tutkunlarına Özel : Kervansaray

 

Kahve tutkunları bilirler, ben maalesef çok geç keşfettim.
Asil bir çay tiryakisi olarak çay demlemede harman kullanmayı bilirdim lakin kahvede de harman varmış, hem de taaaaa.... Osmanlı'dan bu yana.
Ben bir tek halis mulis Türk kahvesi bilirdim. Ne kadar da cahilmişim...


Bu bir dibek kahvesi karışımı. Tıpkı Türk kahvesi gibi pişiriliyor ancak minnacık Türk kahvesi fincanı bana yetmediğinden ben büyük fincan ile ancak doyuyorum.



Her yerde bulunmasa da gördüğünüz yerde kaçırmamanız gereken lezzet bu.
İsmi Yaptat Kervansaray Kahvesi. Adıyaman kahvesi olarak da biliniyor.
İçerisinde; Kurukahve, Sahlep, Çikolata, Damla Sakızı, Keçiboynuzu, Menengiç Kahvesi ve Krema var. Bunların hepsi toz halinde bir harman olarak bir araya getirilmiş ve ortaya müthiş kıvamlı, yağ gibi kayan giden bir kahve lezzeti çıkmış. Süper bir ikramlık.


Karışımda kullanılan ürünleri değiştirmek de mümkün elbette. Zaten bu paketi aldığım yerde gördüğüm kadarıyla farklı karışım olarak satılan başka paketler de vardı. Örneğin bir kafede içtiğim buna benzer bir kahvenin içerisinde Irish Cream de vardı. Onların kullandığı paket bu muydu bilmiyorum ama bunun içerisinde Irish Cream de olsa süper olurdu demedim değil.


Paketin içerisinden ölçü kaşığı da çıkıyor. Bu, Türk kahvesi fincanı için tavsiye edilen ölçü. O yüzden daha büyük fincan için daha fazla kahve koymanızı tavsiye ederim. İsterseniz şeker de ekleyebilirsiniz ama bence sade daha güzel.

"Sen nereden aldın, nereden bulabiliriz, merak ettik" derseniz ben Ankara'daki sosyete pazarlarında gördüğüm bir tezgahtan 12,5 liraya aldım. Bazı kuruyemiş büfelerinde de görenler olmuş diyorlar. 

Eşsiz bir lezzet, starbakstan :) sıkılanlara öneririm, deneyin.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...