23 Ocak 2013

Ne giydiğimizi biliyor muyuz?


Tekstil mühendisi falan değilim ama, mağazaya gittiğimde bir şey satın alırken, etiketini inceler ona göre alırım. Üzerinde fiyatın, bedenin, renginin yazdığı etiketten bahsetmiyorum. Hani o iç taraflarına (ya sağına beline ya da ense kısmına) sakladıkları ve kumaşın içeriğini ve yıkama talimatını belirten etiket var ya..hah işte ona bakarım. Orada en önemli nokta ürünün üretildiği malzemenin ne olduğu.


Hani o etikette şöyle şeyler yazar : "%100 Akrilik", "%50 Coton %48 Akrilik %2 Likra" ya da "%80 Viscose %20 Polyamid"....gibi.... İşte onlar kumaşın dokunduğu ipliğin cinsini gösterir. Sanayi ve teknoloji bu kadar gelişmezden evvel ipliğin hammaddesi doğal şeylerdi. Hayvansal (yün, ipek gibi) ve bitkisel (pamuk, keten gibi) elyaflardan iplikler üretiliyordu. Ancak sanayinin de gelişmesiyle birlikte sentetik maddeler üretilmeye başlandı ve petrol türevi (naylon yani, naylon petrolden yapılır) maddeler tekstilin de hammaddesi olarak kullanılmaya başlandı.



Şimdi etiketlere bakmak bu yüzden önemli. Akrilik, Polyamid, Viscose vb kimya dersinden fırlamış gibi duran isimlere sahip bu maddelerin hepsi sentetik. Çünkü daha dayanıklılar. Yani yün kazağınız üç günde tüylenebilir, yıkanınca çeker, ağzı gözü yamulur filan ama akrilik kazağa hiçbirşeycikler olmaz. Üstelik maliyeti de azdır, bu yüzden pazarlaması da kolaydır. Ne olursa olsun sentetiktir, yapaydır ve ennihayetinde sağlığa zararlıdır. Dokununca filan güzel hissettirmez, dokunması bir gıcıktır bu kumaşların. Naylon hissi verir dokununca.




Bu kadar laf ettim ama şimdi bir avm'ye gidin bu saydığım (ve adını bilmediğimden sayamadığım) maddelerin olmadığı bir bez parçası bile bulmak zor. Neredeyse kimse yüzde yüz pamuk bir ürün satmıyor, olanı da akranlarına göre daha tuzlu. Yapılacak şey burada en azından doğal malzeme ile karışım olanları almak. Ben misal üst alırken en az %50'si pamuk değilse almaktan vazgeçiyorum. Çabuk yıpranıp eskiyor ama en azından terleyince kokutmuyor. Terimi emiyor, alerji yapmıyor vs vs...Yok illa sentetik bir kıyafet alacaksam  da mümkünse direk tenime temas edecek şekilde giymiyorum. Mesela akrilik kazağımın altına uzun kollu gömlek giyiyorum. 

Fazla kafa şişirmeden daha fazla bilgi isteyeni wiki'ciğime yönlendireyim ben en iyisi : wikipedia

21 Ocak 2013

Geri dönüşüm kutusu projesi


İkea'yı soydum soğana çevirdim sanırım, bir ikea postu ile daha karşınızdayım. Bu kez kutsal bir amaca hizmet ediyoruz. Blogumu takip edenler ziyandan hoşlanmadığımı, geri dönüşüm konusundaki hassasiyetimi bilirler. Sevgili belediyemiz sitemizin çöpevinin yanına geri dönüşebilir atıklar için konteynır koyduğundan beri evde iki farklı çöp kutusu ile yaşamaktayız. Biri evsel atıklar için diğeri de (kağıt, poşet ve metal) geri dönüşebilir atıklar için. İki haftada falan doluyor ve götürüp atıyoruz. İlk başta ben bunları almaya gelmez belediyeciler diye düşünmüştüm ama konteynırın boş olduğunu gördüğüm zaman bu lafımı geri aldım. Hatta bir kez kamyonun boşaltma eylemine de şahit olunca tamamdır dedim, kanun var evet uygulama da var. Kanun demişken, yasal olarak belediyenin asli görevlerinden biridir geri dönüşüm. 


Gelelim projemize. Dediğim gibi geri dönüşüm için dondirik saçma sapan bir  kutum vardı. Uzun zamandır değiştirip güzel bir şey ayarlamayı düşünüyordum. Sonunda uygun bir şey buldum lakin görüldüğü üzere bembeyaz plastik bir kutu bu. Beyaz olması iyi bir fikir değildi, biz de "evdeki uykucu" ile birlikte düşündük karar verdik, yapışkanlı kağıtlarla kaplamaya.


Sağolsun "uykucu" gayet nizami bir şekilde dört tarafını kapladı. Son hali aşağıdaki gibi oldu.


Üst kapağı da şeffaf kapladı ve ben de gazeteden kestiğim harfleri kağıdın altına koymasına yardım ettim. Böylece geri dönüşüm temasına vurgu yapan bir mizansen de ortaya koymuş olduk :D


Üst kapak çıkabildiği için, çöp poşetini kolaylıkla taktık. Artık doldurup doldurup boşaltırız. Neee yoksa siz hala dönüşümlü çöplerinizi öylece atıyor musunuz?? çok ayıplarım bak...




20 Ocak 2013

Koltuklar için minder projesi



Salondaki koltukların minderlerini değiştireceğimi anlatmıştım. Bu yazımda ; pop-art'ın ne olduğundan, ev dekorasyonunda ve modada nasıl kullanıldığından ve minderlerin kılıflarını değiştirmek için aldığım kumaştan bahsetmiştim. Terziliğim olmadığı için sitedeki mini avm'nin monopol gücünü sonuna kadar kullanan terzisi sayesinde proje tamamlanmış bulunuyor. Terzi gerçekten iyi dikmiş hakkını yemeyelim lakin yarıçapı 2 km'lik alan içinde tek terzi olduğu için fahiş fiyatlardan çalışıyor sağolsun. Astarı yüzünden birazcık pahalıya geldi. Kumaşa verdiğim paranın bir buçuk katını işçiliğe verdim. Neyse artık yapacak bir şey yoktu. 


Kumaşımız böyleydi. İki metrelik kumaştan 50X50 cm boyutların 4 adet, 50X25 cm boyutlarında 2 adet minder kılıfı dikildi. Eski kılıflar yıkanıp kaldırıldı, yeni kılıflar takıldı ve 3 üç senedir gerçekleştirilmeyi bekleyen ve hep aman boşverilmiş bir olayımız nihayetine erdi. Bakın bakalım nasıl olmuş, benim gözüm gönlüm açıldı...pek beğendim.


Koltuklarımız açık gri, sehpalar krem, halı mozaik desenli siyah - beyaz ve gri tonlarında. Salonda renkli olan tek şey bambu yani. Gerçi kitaplık  sıra sıra kitaplar yüzünden muhteşem bir renk kaynağı ama koltuklar çok cansızdı. Yaz havası estirdim salonda böylece...




Nasıl olmuş??? Beğenenler parmak kaldırsın... Duygu'cuğum beğendin mi canım?


17 Ocak 2013

"oh be" derdirten icatlar vol.2

"Oh be" derdirten icatlardan daha önce burada bahsetmiştim. Bugün aynı serinin ikincisini yazmaya karar verdim. Haftasonunu İkea'da geçirmem dolayısıyla olabilir tabi..."akıllı ürünler" adı altında ev için lazım olan birtakım pratik ürünler satıyorlar İkea'da. Hakikaten de acayip fonksiyonel şeyler. Ankaralılar bilir, İkea'nın Ankara'yı teşrifi bir ya da iki senelik bir mevzu. Daha önce İstanbul'da, Bursa'da ve İzmir'de vardı sadece. Ben bir İkea sapığı olarak (artık değilim bu arada) her üçüne de gitmiştim. Birçok şey aldım, sonra da zaten Ankara'ya da açıldı, İkea'dan bir şey almış olmanın forsu :) kalmadı. 

Gerçi birçoğunuz zaten biliyordur ama yine de bu "oh be" dedirten icatlar nelermiş bir bakalım;


Bu zımbırtı kıyafetlerin üstüne yapışan sinir bozucu tüycüklerden kurtulmak için icat edilmiş. Yapışkanlı kısmını tüycüklü zeminin üzerinde kaydıra kaydıra o serserileri bir güzel cağnım elbiselerden söküyorsun. Üzerindeki yapışkanlı katman artık işlev göremez hale gelince bir kat soyuyorsun ve yeni bir yapışkanlı yüzey ortaya çıkıyor. Ayrıca biterse yedeğini de satıyorlar. Şimdi aslında bu alete para vermeye de gerek yok (zira 5 lira da pek para sayılmazdı ama). Koli bandını biraz açıp kendi üzerine katlar ve rulosunu da eline geçirirsen, aynı şekilde kaydıra kaydıra o da tüycükleri toplama faaliyeti yapıyor.


Bu da "timer" tabir edilen, alarmlı zamanlayıcı. Mutfak işlerinde yardımcı olabilir. En fazla bir saatlik. Pilli değil, tutamaçını çevirdiğinde kurmalı oluyor. Güzel bir şey, ben yemek yaparken kullanıyorum daha çok.



Herhangi bir ürünün paketini açtıysam ama paketin tamamını bitiremezsem, kalanını kavanoza koyar kaldırırdım. Eğer çok üşenirsem lastik geçirirdim. Şimdi gerek kalmadı bu plastik kilitleri kullanıyorum. Gayet pratik, her boy var içinde. Oldukça da sağlam.


İşte bu çok pratik bir şey. Bunu yapan zekanın yanacıklarından öpüyorum. Bitki çayı seven bir insan için en güzel icat. Güzelce içine malzemeyi sıkıştırıp bardağın içine sallıyorsun. Harika bir şey..bu da İkea'da satılıyor, başka bir yerde ben görmedim.


Bu zımbırtının da hastasıyım. Kendisi tupperware olur. Postmodern bir buz kalıbıdır. Bildiğimiz standart kalıplardan buzları çıkarıcam diye anam ağlardı. Tezgaha ters çevirip vur babam vur babam, ya çıkmaz ya da süpersonik bir hızda fırlayıp yere falan düşerdi buzlar. Bu sorunu tupper abimiz çözmüş. Üstteki resimde görülen kapakçığı açınca bir delik çıkıyor ortaya. Oradan işaretli yere kadar su doldurup donduruyorsun. Yani tüm boşlukları tek tek doldurmana gerek yok, o kendisi ayarlıyor. Donma işlemi bitince de (alt resimde görülen minik yuvarlaklar var ya onlar yumuşak bir malzemeden yapılmış) ters çevirip yuvarlaklardan ittiriyorsun, pıt diye düşüyor buz. İndirimde 20 lira falan verdim ama vallahi değer yani...


Son icadımız da şarap tıpası. Bilenler bilmeyenlere anlatsın, şarap havayla temas ettiği müddetçe fermante olur, yani Türkçesi ile sirkeleşir :) Dolayısıyla şarabı açarsan ya tüketeceksin ya da havayla temas etmeyecek şekilde saklayacaksın. Şarabın şişesini açarken mantarı delmiş olursun, o yüzden aynı mantarı şişeye geri takmak bir anlam ifade etmez, şişe hava alır. Ben genelde onu da kavanozlardım (bu hayatta iki aşkım var biri dolap biri de kavanoz :) ama bu aleti bulunca gerek kalmadı. Şişenin ağzını bununla kapatıyorum, lastikli kısımları sayesinde hava filan almıyor. Kafasını da şekilli yapmışlar şık duruyor kerata. Bunu da Kapadokya gezimizde şarap fabrikası ziyaretinden almıştım. 10 ya da 15 lira bir şeydi. Çok faydalı tavsiye ederim.

Eeeyyorumlamam bu kadar...yeni keşiflerimle devamı gelecek :) takip edin...

15 Ocak 2013

Pop-Art nedir? Ne işe yarar?

Pop-Art tabir edilen post-modern sanat akımının ne olduğunu araştırmak geçenlerde izlediğim bir film yüzünden aklıma düştü (filmi merak edenler buraya tık). Bir de tabi ki ev dekorasyonunda ve son trend olarak modada kullanılması ile. Nedir bu Pop-Art ne işe yarar merak edenler buyursun...


Pop-Art denince akla gelen ilk resim bu üstteki Andy Warhol'un "Marilynler" isimli çalışması. 

Güzellilik algısı ağır, rutin,az renkli, belirli bir entellektüelite gerektiren, yorucu ve sıkıcı klasik sanat akımlarına muhalif olarak ortaya çıkmış, popüler kültürü ve tüketim toplumunu yansıtan ve 20.yyın doğurdu son moda sanat tarzı diye özetlesem yanlış olmaz herhalde. Bol canlı, bol renkli, tüketim ve reklam ögelerini barındıran (Marilyn gibi), popüler olanı besleyen, kamaşık olmayan, çoğu zaman karikatür gibi ya da illüstrasyon şeklinde kendini gösteren farklı ve neşeli resimler, desenler vs...

Burada sanat tarihi ya da sanat felsefesi tartışması yapmayacağım tabi ki... (bunu yapmayı çok isterdim ama başka platformlara inşallah :) Son dönemde pop-art desenleri olan çok sayıda ev dekorasyon unsurları görüyorum, bir hayli de revaçta... canlı renklerden olması dolayısıyla da hoş ayrıca. Mesela koltuklar ya da duvarlar bu tarz desenlerle kaplı olsa...



Sade bir görünüme sahip bir odayı ya da salonu sadece bu tarz bir iki pop-art eşya ile şenlendirmek hoş olmaz mıydı?





Bir de modada pop-at etkileri var. Bu tarz resimlerin baskılı olduğu sweatler, tişörtler çok trend oldu.




Ayakkabılar, çantalar, aksesuarlar da var tabi ki...Gelelim benim olayıma... Ben de salondaki oturma grubunun minderlerini bu tarz bir kumaşla kaplıyorum. Halihazırda zaten sade bir salonum var. Biraz renklendirecek diye düşünüyorum. Zaten eski kılıfların desenini de hiç beğenmiyordum. Değiştirmek iyi olacak...
Benim satın aldığım kumaş da bu; Ikea'dan aldım, metresi 15 lira.


işlemler bitince burada paylaşacağım...

Pop-Art hakkında daha fazla bilgi için : tık tık
Pop-Art dekorasyon için : tık tık
Modada Pop-Art için : tık tık

13 Ocak 2013

Ev tekstili; katlama ve depolama önerileri


Biz, yabancılar gibi kocaman kocaman odalı, kilerli, giyinme odalı, bahçeli efendime söyleyim ...çatıkatı  falan olan iks iks larç evlerde yaşamadığımızdan, ciddi eşya yoğunluğumuzu akıllıca yöntemlerle minicik daracık alanlara sıkıştırmak zorundayız. Bir "dolapsever" yurdum kadını olarak (tüm dolaplara aşığım bu arada :) koca koca nevresimleri, misafir havlularını, yılda bir kez tuzlu suya değen plaj havlularını vs nerelere nasıl sığdıracağım diye uzunca bir süre kafa patlattım evlendiğimde.


En sonunda tüm nevresim takımlarını ve havluları rulo halinde depolamanın daha mantıklı olacağına karar verdim. Zira rulo yığını arasında daha net görebildiğim için hangi çarşafı kullanacağıma karar vermem kolay oluyor, dahası çekip çıkarması çok daha kolay. Ben bizzat kendim tembel olduğum için çarşaf falan ütülemem. Ütüleyenleri de anlamam o ayrı. O yüzden fazla kırışmayacak şekilde sererek kuruttuğum takımları   şöyle pratikçe bir rulo yapıp rafa sıkıştırıyorum. Aynı şekilde havluları da banyo dolabında bu şekilde depoluyorum. 


Bu benim banyo dolabım. Üç katlı bir dolap, üst raf gördüğünüz gibi havlu vs. şeyler için, orta katta temizlik malzemelerim var, en alt kata ise deterjan falan koydum.



Bunlar da nevresim takımları ve misafir havluları vs. Dediğim gibi tembel olduğumdan sebep çok özensiz rulolar yaptım. Siz daha güzelini yapın artık.

Bu arada lastikli çarşafları çok seviyorum. Çok pratikler, sermesi çok kolay oluyor, ayrıca yatıp kalktıkça diğerleri gibi sıyrılıp dağılmıyor. Lakin onları toparlayıp rulo yapmak bir hayli zordu. İnternette aranırken, bu videoyu gördüm. Lastikli çarşafları nasıl katlamak gerektiğini anlatıyor videodaki abla. Meğer çok kolaymış, bakın bakalım....

12 Ocak 2013

hatalarımdan öğrendim; test edilmiş bakım önerileri vol.1

Kozmetik ve makyaj ile olan ilişkim standardın altındadır. Burada uzun bir yazı yazmıştım bu konuda. Şimdi kendimce farkına vardığım, daha doğrusu hata yaparak öğrendiğim bir kaç öneriyi paylaşmak istedim.

İlki cilt bakımı ile ilgili.
1) Sivilce sorunumdan ve yüzüme yoğun makyaj yapmadığımdan, kozmetik ürünlerini de pek kullanmadığımdan bahsetmiştim. Benim olayım şu; eve gelir gelmez yüz temizleme jeli ile hızlıca yüzümü yıkarım. 

Kullandığım jel;



İki üç günde bir gülsuyu ile yüzümü temizlerim. Gün içinde çok kuruduğumu hissettiğimde (günde 3-4 kez oluyor bu) bepantheni yüz kremi niyetine bolca sürerim. Şimdi ben farkettim ki ben kremledikçe daha çok kuruyor yüzüm ve o kurudukça ben de basıyorum kremi. Böyle bir tavuk-yumurta açmazının içindeyim yani. Üsteli T bölgesi yağlı bir cildim olduğundan yüzümün bir kısmı nem sahibi iken bir kısmı Afrika çölleri gibi. Özellikle kışın (Ankara'nın sıfır nem havası sağolsun) genelde böyle soyuk soyuk oluyor, pul pul kabarıyor. Nemlendirici bir şeyler sürmek aslında yaramıyor ama o kuruluk hissi yok mu? düşmanımın başına gelmesin. Çok sinir bozucu. 

Burada benim yaptığım bir hata varmış yeni farkettim. Yüzümü temizleme jeli ile iki saniyeden kısa bir sürede yıkıyorum. Biraz vakit ayırıp aslında masajlaya masajlaya, köpükleri her yerine ovalaya ovalaya yapmak lazımmış bu işi. Bundan sonra biraz daha uzun yapacağım bu işlemi. Yalapşap yapıp çıkmak bitti.

İkinci olarak uzun zaman önce heveslenip alıp sonra da üşenip bir kenara attığım peeling olayına geri dönüyorum. Pul pul olan ölü derileri sıyırıp atmak için kullanacağım. Tabi bu işlemi de uzun uzun yapacağım. Sürüp geçince bir işe yaramayacak belli...

kullandığım peeling;

İkincisi saç bakımı ile ilgili;
2) Saçlarım iri dalgalı/kıvırcık arası bir yapıya sahip. Kalın telli olduğu için (ve artık genç olmadığımdan yıprandığı için) öyle milletin permalara özendiği gibi güzel bir şekil veremiyorum. Çok nadir açabiliyorum saçımı. Ayrıca genel problemim olan kuruluk en çok saçlarımda var. Çok sık duş aldığım için, ne yaparsam yapayım zaman içinde kupkuru oldu çıktı. Asıl mesele şu ki ben yeni farkettim, banyodan sonra saçımı fön makinesi ile çok sıcak ayarda kurutuyormuşum. Böyle daha çabuk kuruması işime geliyordu ama bundan sonra ılık ayarda uzun uzun kurutacağım Ilık ayarda vigo ile kurutunca, vallahi milletin kafasında görüp özendiğim iri dalgaları elde ettim diyebilirim. Bunca zaman bu hataları yaptığım için de kendime çok kızdım. Bir de yeni aldığım jölenin etkisi büyük sanırım. 

Kullandığım jöle;


Kozmetik/bakım ürünleri ile çok sıkı fıkı değilim, yani otorite sayılmam ama üçünden de memnunum. Hele jöle...briyantiminsi bir tavrı var ama onun gibi yapış yapış değil. Ayrıca ertesi gün saçın kirliymiş hissi  de vermiyor. Tavsiye ederim. 

Şimdilik bu kadar , aklıma geldikçe (ya da aklım başıma geldikçe :) bu postu seri halinde ilginize sunarım artık.

11 Ocak 2013

Ömrümün kokusunu bulmuş olabilirim


"İşte bu benim!" diyebileceğim bir parfüm bulamadığımı burada anlatmıştım. Menekşe kokusu içeren bir parfüm aradığımı da söylemiştim. Uzun araştırmalardan sonra en çok menekşe notası olan parfümü tespit ettim. Ancak kokusuna bakmaya fırsat bulamamıştım. O gün bugünmüş, bugün sonunda test ettim ve onyladım. Bileklerim öyle bir mest oldu ki anlatamam. Çok nefis bir koku, üstelik, hep beğendim parfümler edt oluyo diye kederleniyordum, bu parfüm edp. Valla acayip mutluyum, yalnız şöyle bir sorun var. Bir ömür seveceğim parfümü bulma çabalarım esnasında, beğendiğimi düşündüğüm bir parfümü henüz satın almıştım. Aşağıdaki resimdeki.Givenchy - Electric Rose.


Biraz kullandıktan sonra çok da bayılmadığımı farkettim ama bir dünya para verdim yani şimdi onu daha yarılamadan bir şımarıklık yapıp yeni bir parfüme o kadar para vericek miyim? bunun cevabını henüz bilmiyorum. Ne kadar dayanırım bir deneyeyim diyorum. Ama eninde sonunda o benim olacak.

Paco'cuğum için ayrıntılı bilgi isteyen buraya, Electric rose için buraya bakabilirsiniz.

8 Ocak 2013

Binici çizmeleri


Daha önce yağmur botlarından burada ve zımbalı kısa botlardan burada bahsetmiştim. Sanırım bot/çizme takıntım devam ediyor, bu kez de binici botlarına takıldım. Skinny kotlarla ve taytlarla çok giyildiğini  görüyorum, son birkaç yıldır oldukça popüler yani. Moda ve trendler kendilerine tema eklemeye bayılıyor anlaşılan. Bir okul modamız vardı, maskülen modamız da vardı. Askeri desenlere çok çok takılmış idik. Spor dalları her zaman tema olmuştu, şimdi bu kadar temanın arasına binicilik de eklenmiş oldu böylece. 



Binici çizmeleri bilindiği üzere diz hizasında, düz ve topuksuz olur haliyle. Tasarımcılar bu sınırların içerisinde kalmamış tabi ki. Araştırırken topuklu olanları da gördüm, zımbalı olanlarını da, hatta desenli bağcıklı vs olanları bile vardı. Bence bu çizmelerin özelliği topuksuz ve sade olmalarında yatıyor. Bana sorsalar ben üst resimdeki gibi dümdüz ve kahve tonlarında bir çift alırdım.


Dedik ya çeşitlendirmek mümkün, bunların diz üstü olanları da var. Onlar da stil açısından fena değil bence.

 

Ünlüler de sıkça kullanıyor tarzlarını yaratırken. Bu soğuk kış aylarına da pek uygun gider.





Erkekler de pek beğenmiş. Hatta bir tanesi "neredeyse modanın tamamı kadınlar için ama binici botları trendi erkeklere daha uygun" demiş ve pek sevinmiş. sevinsin tabi. :D


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...