29 Nisan 2013

Tabak çanak müzesi


Ben tabak çanak dedim ama asıl ve tam adı; Ariana cam ve seramik müzesi. Cenevre'de BM binasının hemen yanında bulunuyor. Seramik, porselen ve cam objelerden (özellikle biblolar, mutfak eşyaları ve süs eşyaları var) oluşan 20 bin parçalık bir koleksiyon sergileniyor. Giriş ücreti olmaması en ilginç yanı. Üstteki resimdeki obje de beni en çok şaşırtan en çok dikkatimi çeken objeydi. Bu porselen bir kap, boynuzlara özellikle baktım gerçek boynuzdu ve birleşim yerleri belli oluyordu ama beni gözleri mahvetti....


Wiki'ciğime göre bina 1877 - 1884 yılları arasında sanat koleksiyoncusu bir İsviçreli tarafından yaptırılmış. Müzenin ismi de zaten annesinin isminden geliyormuş.


İki katlı, iç avluyu saran dar koridorun avluya bakan kısımları sutunlardan diğer yönü ise küçük odalardan oluşuyor. Mimari anlamda da hoş bir eski yapı ama içindekiler daha ilginçti. Hadi gelin uzun uzun bakalım...



Alt kat biblo objelere ayrılmış üst katta da tabak çanak var :) Dünyanın çeşitli bölgelerine göre ayrılmış objeler kategori kategori sergileniyor. Şimdi olay porselen olunca tabi en çok çin ürünleri akla geliyor, daha sonra Avrupa. Gitmeden internetten İznik çinilerinin de olduğunu okumuştum ama ben göremedim nedense.



Ortaçağ bibloları adeta birer sanat eseri. Piyano çalan kadının beni bile unutulmamış...



Bu objede değişik bir ışık oyunu vardı ama tabi fotoda çıkmadı


Hehe kendimi de yansımadan kareye sokmuşum... :)




kuşgillerden çok obje var. Bir an annanemin salonundaki eski vitrinin içini hatırladım bu müzeyi gezince. Ne işe yaradığı belirsiz bir sürü porselen zımbırtı olurdu o cam kapaklı vitrinlerde hatırlar mısınız? güllü kahve fincanları ters kapatılmış bir şekilde öyle beklerdi. Abuk subuk seramik biblolar olurdu....hey gidi çocukluğum hey...




Porselenden marul yapmış adam yaw...




bu balık figürü de aslında kapaklı bir kap...üstteki limon da kulp.


Zeytinler gerçek gibi





Bazı objeler tarih öncesinden bazıları da antika...oradan buradan toplanıp bir araya getirilmiş...



Cam objeler seramik olanlara göre daha az




yine bir öküz kafası..fotolamadan geçemedim :)




çanak çömlek filan :)



böyle işte yolunuz düşerse gidin derim, benden şimdilik bu kadar. Beni düzenli takip eden var mı bilmiyorum ama bir süre çok sık yazmayacağımı bildiririm. Bu postu da aslında çok bekledi diye yazdım. Zira neredeyse unutmak üzereydim. Öyle işte bişeyler bişeyler....hadi iyi işler :)

20 Nisan 2013

Desigual


Desigual bir İspanyol moda markası. Bu İspanyolların modadaki varoluşunun dayanılmaz hafifliğini tartışmıyoruz artık. Bu markanın tarzı ise biraz farklı. Desigual İspanyolcada "eşit/aynı olmayan" demek zaten. Stil olarak hemen farkediliyor. Desigual bir tişört giymiş birini sokakta görseniz hemen tanırsınız.

Wiki'nin söylediğine göre patchwork dizaynı ile bilinen, aslen İsviçreli bir abimiz tarafından kurulmuş, Barcelona merkezli giyim firması. Felsefesi pozitiflik, hoşgörü ve eğlence üzerine kuruluymuş. Renkli renkli adeta Afrikalı kabile reisinin hanımının giydiği kıyafetlere benziyor. Kışın çok emin değilim ama yaz için çok eğlenceli kıyafetler ve aksesuarlar var. 


Türkiye pazarına da yakın zamanda giriş yapmışlar. Öğrendiğim kadarı ile İstanbul'da mağazaları var ama ben Ankara'da görmedim. Ben Cenevre'de gördüm ilk kez. Beraber oraya gittiğim arkadaşım online alışveriş sitelerinde sandaletlerini gördüğünü ve çok beğendiğini söyleyince biz de cadde üzerindeki mağazalarına daldık. İçerisinin dekorasyonu, çalan müzikler ve girer girmez insanı neşeye boğan capcanlı renkler ile anında büyülendik. Çaktırmadan ancak bu kadar fotoğraflayabildim. 


İlk etapta bu kadar renkli ve karışık desenleri olan elbiseler, tişörtler, etekler vs görünce herhalde dünyadaki tüm marjinal tipli medyum ablaları bu marka giydiriyor olmalı diye düşündüm ne yalan söyleyim :) Bir yandan bir karmaşa var ama bir yandan da çok neşeli tasarımlar. Afrika kabilelerinden 68 kuşağı modasına kadar uzanmış bambaşka bir sentez ortaya koymuşlar.


Sanki biraz Amerika Teksas havası da var. Biraz ortaçağ aristokrarisi desenleri var. 



Bazıları fazla frapan, Cinnah caddesi kıvamında :)


Kıyafet olarak sadece etek alırım sanırım bu markadan. Yazın çok şeker olur. Onun dışında çantaları tercih edebilirim ama diğerlerini giyecek kadar cesur değilim sanırım.


Fotoğrafları gizlemeye çalışarak çektiğim için biraz kötü fotoladım ama iç mekan tasarımı da çok farklıydı. Üst kata kilimle kaplanmış merdivenlerden çıkılıyordu. Üst kat minik bir avluya açılan küçük odalardan oluşuyordu. Odaların sadece zemini değil duvarları bile kilim kaplıydı. Bir köşe değil her yer şark köşesi gibiydi. Ürünleri de duvarlara asmışlardı. Türkiye'deki mağazaların iç tasarımı da böyle mi bilemiyorum ama ben ambianstan da çok etkilendim.   



Bir de ilginç bir tasarım olarak tavandan yüzlerce renkli şişe sarkıtmışlar. İple bağlanmış şişeler yukarıdan aşağı sürekli sallanıyor. Kafamı yukarı çevirince çok şaşırdım. Nasıl fikir ama süper di mi...



Bence daha fazla görsele bakın, içiniz açılsın, buradan alayım...

14 Nisan 2013

Ganimetler...


Efenim uzun bir aralar yoktum ben bizzat kendim bir toplantı için Cenevre'de bulunmaktaydım (çok havalı di mi ama bi numarası yok malesef). Uzun zaman yazmamıştım ama birçok malzeme ile geri döndüm. Oradan aldıklarımın bir kısmını bu yazı ile anlatayım dedim. E hadi o zaman başlayalım.

Malum İsviçre Alpler ile bir de çikolata ile ünlü. Alplere gidemedim ama bol bol çikolata getirdim. Zaten sudan ucuz, böyle paketli olanları geçin, kalıp kalıp kırarak satıyorlar bir de. Millet avuç avuç çikolata tüketiyor herhalde. Şeffaf paketli olanlar hariç hepsi marketten toplandı. Şeffaf paketli olanlar ev yapımı çikolata satan minik bir dükkandan alındı. Çok çeşit vardı seçmek de zor oldu. Hepsinin tadına bakıcaz inşallah...


Bu resimdeki de yumurtalı ve peynirli kraker oluyor. Atıştırmak için almıştım, lezzeti çok güzel ama biraz bayat çıktı. Üzerinde yulaf, çadar, ayçiçeği taneleri filan var güzel. Marketler zebil gibi hazır gıda ile dolu olduğundan hep bu tarz yiyecekler satıyorlar taze bir şey pek yok malesef. Hazır sandviçler, pişmiş paketlenmiş makarnalar vs...hatta sosu ile birlikte hazır doğranmış mevsim salata bile satılıyor...


Aaaa...işte, ne kadar kimyasal ve zararlı olduğunu bilsem de en bayıldığım şey bu benim, kahve kreması! O da hazır tabi :). Öyle buzdolabında falan saklanmadığından içinde koruyucu madde olduğu kesin ama kahveye süper bir lezzet verdiği de aşikar. Bir yerde oturup kahve içtiğinizde kahveyle birlikte bu da geliyor. Bu arada kahve de çok tüketiyorlar, bakkallar da bile kahve makinaları var. Bizde de bazı büfelerde çay makinaları oluyor ya aynı öyle işte. 


Dior addict parfümü free shoptan kapattım. Bakacağız birbirimizinden hoşlanacak gibiyiz ama belli de olmaz. Kokusunu bilenler bilir fresh bir kokudur. EDT olduğundan kalıcı olacak  mı emin değilim ama almasaydım içinde patlardı ondan eminim :) Gerçi ben ömrümün kokusunu buldum zaten de bunlar da ekstralar olsun :) fiyatı 83 Euro idi bu arada.


Haaa....bakın bu çok ilginç bir "oh be dedirten icat". Daha önce hiç duymamıştım ama kullanan varmış. Ne biliyor musunuz? Saçlardaki yağlı görünümü gideren pudramsı bir ürün. Bunu alıyorsun 10 cm mesafeden yağlanmış kafana en fazla 3 fıs sıkıyorsun, 2 dakika bekledikten sonra tarıyorsun...hoop yağlı görüntü yok oldu. Şimdi pudra deyince kafa bembeyaz olacak zannettiniz ama vallaha da billaha da olmuyor! Tabi çok sıkmazsan, Klorane diye bir marka, başka markaların da böyle ürünleri varmış. Türkiye'de de varmış ama biraz pahalı imiş. Bunun sprey şeklinde olanı da vardı. Fiyatı 17 CHF idi. TL olarak 34 lira işte. Çok acayip. Bende yağlı saç problemi yok ama uykucuda var ona aldım ben de. Bu arada temizlik hissi ya da temizleme fonksiyonu beklemeyin sadece görüntü düzeltiyor. Acil durumlar için yani...ayrıntılı bilgi için buraya tık tık.




Evet...gelelim benim ganimetime. L'occitane doğal içerikli ürünler üreten kaliteli bir marka. Burada ürünleri çok pahalı. Ben de yine bir roll on kapattım kendime hemen. Melek otu denen bir bitkinin özlerinden üretilmiş hafif limonlu bir kokusu var ve ter kokusunu önlüyor. Klasik roll on fonksiyonu yani. Burada benim için ayırıcı nokta koltukaltı hassas biri olarak kimyasal olmayan doğal bir şeyler kullanmam gerekmesi. Bu markanın da methini duymuştum hemen alayım dedim. Gerçekten çok memnun kaldım. Fiyatı 14 Euro idi sanırım. Ayrıntılı bilgi için buraya tık tık.


Türkiye'den almakla çok bir farkı olmadı ama bir de body shoptan uzun zamandır istediğim Vintamine C skin boost kit aldım. Asıl amacım resimdeki serumu almakta ama kit halinde daha uygun oluyordum ben de kit aldım. Sanırım diğer ürünleri (peeling ve bir de tazelik spreyi gibi saçmasapan bişiy) kullanmayacağım.

 Öyle işte...daha bu konunun devamı gelecek...başka başka olaylar da oldu...anlatırım sonra...hadi görüşürüz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...