29 Aralık 2013

Kullanmadığınız ojeleri atmayın !


Yine yeni bir "atmayın dönüştürün" postu ile karşınızdayız efenim. Bu kez sevmediğimiz, kullanmadığımız ojeleri değerlendiriyoruz. Ucuz olması hasebiyle bir kadının en çok satın aldığı güzellik zımbırtısı ojedir herhalde. Akmaz kokmaz uzun süre bekler hemen bitmez vs vs bir sürü iyi huyları vardır. Ama gel gör ki çabuk sıkılınır. Bende de bir kutu oje var. Kimini aldım sonradan sevmedim, kimi kalitesiz çıktı, kiminin modası geçti derken bir sürü kullanmadığım ojeyi kutumdan ayıkladım.


Atmam şart mı diye düşünürken (daha önce internette de görmüştüm) birşeyleri boyamak için kullanabileceğim aklıma geldi. Tırnaklarda nasıl kuruyup sabitleniyorsa neden sert yüzeyli herhangi bir zımbırtıyı boyamasındı?


Ve sonuç.... Bu bir krem kutusu idi. Hani şu Norveçli balıkçıların ellerine sürdüklerinden :) Krem bitti, kutu tabi ki atılmaz. Derhal takı toka vs koymak için saklanacaktı. 


Ayırdığım ojelerden renk uyumuna göre hoşuma giden 4 tanesini seçtim. Aslen lacivert bir renge sahip olan kutunun kapağına her renkten lokal olarak bir miktar koydum. Sonra bir kürdan yardımı ile ebru benzeri desenler yapmaya çalıştım. 


Oje miktarını bol tutarak tek kat ile bu işi yaptım. Oldukça kalın bir tabaka oldu ancak ertesi gün tamamen kurumuştu. Daha sonra da kapağın yan taraflarına iki kat mavi ojeden geçtim. Bulaşanları temizledim. Şimdi tek bir iş daha kaldı, top coat ya da şeffaf oje ile cila etkisi vermem lazım. Çünkü biraz daha parlak olmasını istiyorum.



Aynı işlemi aslında kutunun kapağı yerine kendisine de yapabilirdim. Bu ilk deneme olduğu için emin olamadım. Tabi ki ojeleri tüketemedim :) ama her türlü tahta dahil, metal ve plastik zeminlerde yüzde yüz kapatıcı bir boya olarak kullanılabilir. Beğenmezsen vazgeçmek de çok kolay. Asetonla sil gitsin... :)




 Nasıl beğendiniz mi ??? Valla siz de yapın bence....

Diğer "atmayın dönüştürün" postlarına gitmek için buraya tıklayabilirsiniz.

sevgiler...

22 Aralık 2013

Kozmetik ve bakım favorileri


Kozmetik ve kişisel bakım zımbırtıları postu ile buradayız efem. Bakalım nelere bayılmaktaymışım!


Yves Rocher Beaute Des Pieds lavantalı ayak kremi. Bunun bir de normal olanı vardı açık eflatun renginde ambalajlı. Bu ise balm, yani topuk çatlaklarını tedavi edici özelliği var ve normal kremden biraz daha katı yapılı. Düzenli kullanımda sürekli iyileştirme vasfına hasıl olduğunu bana kanıtlamış bir üründür. Şiddetle tavsiye ederim. Her duştan sonra temizlenmiş topuklarıma kullanıyorum, asla çatlamıyorlar. Ama düzenli kullanım şart.


Bu lip balmlarının üçüne de hastayım. Sıralama yapmam gerekirse; 1 numara kesinlikle Burt's bees. Bendeki mentollü olanı. 2 Numara Bath and Body Works Mentha. Bu da mentollü ancak ekstradan tarçın da var. Garip ama tarçın ve mentolü bir arada düşünemezdim ama bu ürün mükemmel. Kendimi yemek istediğim oluyor :) Üç numara ise maybelline baby lips. 


Biliyorum herkes krem far sevmez ve kullanması zordur. Gün içinde göz kapakları yağlanınca akar muhakkak. Lakin benim cildim çok kuru ve gözlerimde de göz kuruluğu problemi var. Bu açıdan krem far bende birikme/akma yapmıyor. Halbuki toz far tozutup gözüme kaçtığında çok acı çekiyorum :( Bu color tattoo serisi benim için mükemmel o yüzden. Şu an 3 rengi var ama seriyi tamamlamayı düşünüyorum. 


Clinique Chubby Stick serisi rujlar. Aslında tam ruj gibi de değil, nemlendirici özelliği çok yüksek. Garip bir şekilde de kalıcı. Üçlü bir set olarak aldım ben. Üçüncüsünü ofise götürdüğüm için şu an kendisi burada değil. Burada olmayan renk pembe bir ton. Resimdekiler ise mercan tonu ve koyu mor tonu. Mor olduğunu görünce açıkçası biraz ürkmüştüm ama göründüğü kadar koyu bir renk vermiyor. Yani merak etmeyin ölü dudakları gibi olmuyorsunuz. Ruj devrini noktalayacak kadar özgüvenli bir ürün bence. Tavsiye olunur...


Flormar'ın terracotta serisinden mercan rengi bir göz farı. Rengi mükemmel ve Flormar'ın diğer ürünlerine göre çok pigmentli. Terracottaların özelliği ıslak da kullanılabilmesi. Yani ıslak tene de uygulanabiliyor ve hatta rengi çok daha fazla belli oluyor. Dediğim gibi toz farlarla aram çok iyi olmadığından bu ıslak uygulama fikri çok hoşuma gitti ve tabi ki rengi süper...


L'occitanne roll on ve The Body Shop Wheatgrass Fixing Gel. L'occitanne çok sevdiğim bir marka ve bu bendeki ikinci şişe. Diğerini de yurt dışından almıştım Türkiye'de olmayabilir bilmiyorum. Bir kez mağazasında sorduğumda bu markanın öyle bir ürünü yok diyerek beni sinir eden satıcı kıza buradan selamlarımı iletiyorum :) Diğer ürün ise bir jöle. The Body Shop zaten sevdiğim bir marka. Jöleyi de çok beğendim zira şekil veriyor ve ıslak görünüm arz etmiyor. 


Yüz nemlendiricisi mevzusu da biraz karışık. Hiç vazgeçemediğim Bephantol, Avene Cleanance serisinden Emulsion Lotion ve Clinique Anti Blemish all over cleanening treatment. Soldan sağa doğru favorimlerimdir. Kuru karma bir cildim olduğu için yağlı yapılı kremleri pek kullanmak istemiyorum o yüzden avene ve clinique ideal benim için. Bepanthol ise biraz daha yağlı denebilir. Özellikle duş sonrası ve lokal kızarıklıklarım için çok kullanıyorum. 

Benim zımbırtılarım bunlar, sizde ne zımbırtılar var ? :)


16 Aralık 2013

Bir başka Paris hikayesi...

Musee de Louvre

Görev gereği yurtdışına sıklıkla çıkıyorum. Görev saatleri dışında da gezme fırsatım oluyor elbet. En son Paris'e gitme fırsatı yakaladığımda internetten araştırdığım bilgilerin çok ekmeğini yediğim için, ben de hep yazılanları değil ama bir başka hikayesini anlatmam gerektiğini düşündüm.

Cite - metro durağı

Metro! Gerçekten pis, gerçekten sidik kokuyor. Gerçekten çok pratik gerçekten kaybolmana müsade etmeyecek kadar çok tabela var. Bu bilgilerin hepsi gezi bloglarından bulunabilir. Ama ben yazmayanları söyleyeceğim. 
Metro girişinden biletle giriyorsunuz turnikelerden. Çıkışta tekrar turnike var. Buraya kadar normal. Normal olmayan (her ne kadar mantıklı da olsa) çıkış turnikeleri. Turnike değiller sadece içeriden iterek açılan taş kadar ağır demir kapıcıklar (bar kapılarını düşünün). Sen geçer geçmez müthiş bir gürültüyle ve hızla ÇAAAT diye kapanıyor. Maksat çıkıştan girmeye çalışan beleşçileri bertaraf etmek tabi ama hızlıca geçmen lazım yoksa elini kolunu kapabilir. 
Arkadaşım çantasını kaptırdı mesela ! kendi geçti çanta içeride kaldı. Ayrıca çıktıktan sonra kapıyı açman imkansız. Bu bir! İkincisi metro hatları arasındaki geçişler oldukça uzun ve dar tünellerden oluşuyor. Herkes koşuşturuyor ne varsa, biraz stresli yani. Üçüncüsü de inanılmaz bir cereyan var. Yazın ılık fön etkisi kışın dondurucu bir rüzgar bombardımanı.

Notre Dame Katedrali

Kiliselere girişler ücretsiz. Mantıklı olarak öyle, zira ibadet mekanları. Mum yakmak da ücretsiz ve her yere boy boy mum koymuşlar. Bağış yapmak istersen fiyat da belli. Bu mantığı çok sevdim. Zorla para isteyen yok, sana kalmış. İnsanın içinden veresi geliyor... Ben vermedim o ayrı :)
"Your offering is entirely up to you"
Only God knows :))))

Notre Dame Katedrali

Noel zamanı Paris'teysen çok şanslısın. Her yerde bir etkinlik bir faaliyet. Katedralin içinde bir cam kutu vardı. Üstünde rengarek boş kağıtlar. Dünya barışı için noel dileklerini yazıp kutunun içine atabilirsiniz diyordu. Papa okur mu bilmem ama istemek bedava :)

Champs Elysee

Yine iyi bir turizm girişimi örneği. Ünlü iki kilometrelik şanzelize caddesinde bisiklet taksiler. Fiyatlandırma çok ucuz sayılmaz ama vaktin ve takatin az ise cadde boyunu dolanmak için ideal bir tercih.

Laduree


"Laduree, probably the best macaron in the world!" En meşhuru ve hala en iyisi. Hiç başka yerlere aldanmayın. Zincir simit sarayı Paul pastanesi dahil. Gerçekten çok iyi...makaron ya...
İki boyu var. Bir büyük boyu (McDonalds junior boy hamburgerden az daha küçük) bir de bildiğimiz minikler. Bir tane büyük alın, fazla değil. O da fıstıklı ya da vanilyalı olan olsun, ok?

Champs Elysee - Noel Yolu


Yol üstü ısınma durakları! İki dakika önünde dikilip ellerini kollarını ısıtabileceğin halka açık sobalar. Çok iyi bir fikir, buralara da gelmesini dilediğimiz turisti memnun etme taktiklerinden bir diğeri. 

Otelin kafeteryası

Noel kutlamaları her yerdeydi. Bu ve bunun gibi küçük detaylar Santa'ya bağlılığınız olmasa da noel zamanı Paris'te ruhunuzu okşayacak. Gerçi Santa neticede Anadolu çoçuğu, bak şimdi ona da ayrı bir ısındım :)

Louvre - Carrousel

Louvre'un girişi piramitten. Bir başka giriş de metro durağının müzenin içine bağlanması yoluyla. Eğer metrodan geliyorsanız tabelaları takip ederek carrousel kısmından müzeye girersiniz ve kavuşamayan piramitleri görürsünüz. Eğer yer üstünden müzeye ulaşırsanız bu kısma uğramayı unutmayın derim. Ambiyansı bir başka. (bahsi geçen metro durağı Palais Royal Musee du Louvre olur. Ben karıştırıp içinde Louvre adı geçen bir başka durakta inip aldandım, siz aldanmayın)

Galleries La Fayette

Bunlardan bizim buralarda niye yok. Ojeni seç al matik! Pahalıydı biraz ama makinanın yan tarafındaki masada oracıkta sürdürüvermek bedavaydı :)


Sephora'ya gitmesem olmazdı.


Nam-ı diğer aşıklar köprüsü.


Nasıl başlamış kim başlatmış bilmem ama gitmeden kendi kilidimi hazırlayıp gittim ben. Siz unutursanız götürmeyi, dert etmeyin, orada satıyorlar. Bilmeyenler için söyleyelim. Bu köprüye asma kilidin metaforundan yararlanıp aşkını sonsuza dek kilitleyip anahtarı da nehre atıyorsun.


Bilinmeyen şu ki....YER YOK!! hiç yer kalamamış köprünün demirleri görünmüyor. Tüm kilitler üst üste. Allahım kısmeti kısmete bağlamışlar..... ama ben naptım nettim bir yer buldum kendi kilidime. (Millet lazerle isimlerini yazdırdıkları kilitler bile getirmiş adamlar, pembiş pembiş kalpli malpli.... çok acayip manzara )

Saint Chapelle

Kiliseler ibadet yeri bedava dedik ama St. Chapelle değil. Paralıymış madem girmeyelim demeyin. Ayrıca girince gördüğünüz yer orası değil. Asıl hikaye üst katta. Hemen hayalkırıklığına kapılmayın. Üst kata çıkıp vitrayın bir tarih ve bir sanat olduğuna kendinizi inandırın.

Palais de Justice

St. Chapelle adalet sarayı ile bitişik. Fransa aydınlanmanın doğum yeri. Fransız ihtilalinin vuku bulduğu topraklar. Liberte! Egalite! Fraternite! bu toprağın doğurduğu evlatlar. (Özgürlük, eşitlik, kardeşlik... yani üç güzeller. öyle bir tablo vardı değil mi? Tres graces mıydı? Louvre'a bir daha gitmeliyim :)

Musee de Orsay

Boynundaki dantel değil mermer! Gözlerime inanmadım, utanmadan bir de dokundum! Gerçekten taşmış. Hala şoklardayım. 

Musee de Orsay

Tepedenmoda akımına sanatsal bir bakış getirdim. Orsay müzesinin sonlarına doğru bir şehir minyatürü var. Ancak minyatür yerin altında ve sadece cam zeminin üstünden bakabiliyorsunuz. Yanına gidemiyor olmak çok can sıkıcı olsa da Orsay'a giderseniz atlamayın derim.


Louvre

Burada sanatçı bir reprodüksiyon peşinde. Mini mini uzak doğulu bir teyzecik. Eserlerinin fotoğrafının çekilmesini istemiyor. Müze yolundaki sokak sanatçılarının açtığı tezgahlarda da aynı uyarılardan vardı. Ressamlar tepesindeki sanatçılar da izin vermiyor. Arkasının dönük olmasını fırsat bildim :) çünkü tipik Türküm :) Yasaksa mutlaka ihlal edilmelidir bizde...


Krem bruleeeee.....yemeden dönmeyin. 
Finito.











Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...