30 Mayıs 2014

oh be dedirten icatlar vol.8



Yeni bir "oh be" serisinden merhaba. Sanırım blogta en çok post yazdığım konu bu. Birçok şey keşfediyorum ve paylaşmak istiyorum. Belki de zaten bildiğiniz şeylerdir ama olsun ben yeni öğrendim işte :)

Bakalım neler öğrenmişim. 
Normalde banyo sonrası saç kurulamada kullandığımız dikdörtgen havluların bu işi daha kolay hale getiren bir modeli varmış. Başımızı öne eğerek saçı havluya sarıp, havlunun ucunu büküp, en son adımda da ensede sıkıştırıyorduk ya hani. Bu havlulara ek olarak ensede sıkıştırma aparatı yapmışlar...ilik, düğme gibi. 


Bu çok akıllıca zira giyinmek için eğilince havlunun başımdan aşağı yere yuvarlanmasına ve saçlarımın darma duman olmasına sinir olanlardanım :)


Bir diğer mevzu da uçakta patlayacakmış moduna geçen kulaklar için bulunan çözüm.


Uçakta basınç düşüyor biliyorsunuz. Kulak içindeki basınç ile dış ortam basıncının eşit olması lazım yoksa zar patlar. Tıpkı dalışta olduğu gibi uçuşta da bir problem bu. Şimdi fizik kurallarını kurcalamayalım biz en iyisi. Yani olayımız şu ki, kulağına bir tıpa takıyorsun ve uçuş sırasındaki basınç farkından daha az etkilenmeyi umuyorsun. 


Eğer bu uygulamanın işe yaradığını daha önceden bilseydim kesinlikle denerdim. Çünkü uçuş sonrasında kulaklarımın eski haline gelmesi bir iki günü buluyor, hiç sevmiyorum. Siz denediyseniz ve gerçekten işe yarıyorsa buraya yazın olur mu? 


En çok çocuk ve bebekler için modeller var. Çünkü onlar daha kötü etkileniyor. Annelerin aklında olsun.


Seyahatlerden devam edelim madem. Bizde asker çantası/cüzdanı diye bilinen bu çantaların özelliği vücuda yapışık kullanılması. Örneğin kampa gittiniz ve çadırda yatıyorsunuz. Kilitleyebileceğiniz bir kapınız yok. Kimlik, pasaport, para gibi kıymetli zilyetlerinizi nasıl güvene alacaksınız? e işte yatarken giyersiniz olur biter. Dedim ya asker mantığı. 

Öğrenciler de kullanıyor, work and travel yapanlar ya da inter rail yapanlar gibi. İhtiyaç duyan herkes kullanabilir bence. Çok mantıklı değil mi?


Biraz da kadınsal takılalım. Takma kirpik takarken tutmak için normal bildiğimiz cımbız kullanıldığını biliyorum. Bu ise takma kirpik tutma cımbızı :)


Bourjois ve Sephora gibi markalarda gördüm. İşlevi düşünüldüğünde fiyatı da gereksiz pahalı (Bourjois 8 Euro idi üstelik plastikten). Ama kapitalizmde tüketim sömürüsünün sonu olmaz değil mi gençler? 


Bunu beğenenler bunu da beğendi diyorum ve  diğer "oh be" yazılarıma gitmek için sizi davet ediyorum; tıklayın 

* Görseller google aramadan bulunmuştur.

27 Mayıs 2014

İLK ÇEKİLİŞ :) (KAPANDI)



İlk blog çekilişimden herkese merhaba !

Tamamını yurtdışından satın aldığım, kozmetik, kırtasiye ve küçük şirinliklerden oluşan bir çekiliş düzenliyorum. Acemiliğim olacaktır artık kusuruma bakmayınız. Ürünler kullanılmadı tabi ki, satın aldığımda nasılsa o şekilde. Ama yalan söylemeyeceğim şu farları biraz inceledim, tabi ki dokunmadan :)



İki kez yurt dışına çıktım ve hepsini tek tek kendim seçtim. Türkiye'de olmayan şeyleri toplamaya çalıştım ama artık burada da varsa çok üzülürüm.

Bakalım neler varmış listemizde :)


Bir adet Le Chat sabun, Maybelline Baby lips dudak balmı, Catrice yüz bazı ve Evian yüz spreyi.


Washi tape dedikleri desenli bantlardan ikili bir paket ( bununla ilgili bir yazım var bakmak isterseniz tık tık ), bir paket sakız ve gökkuşağı lolipop. 


Spiralli ufak bir ajanda ve desenli post-it'lerden oluşan bir defter.


Catrice markasından iki adet tekli mat far (biri kahve-taupe diğeri de mürdüm-mor), ıslak ve kuru kullanılabilen altın simli bir tekli far daha ve bir de üçlü far (renkler koyu mavi, fıstık yeşil ve mercan) ayrıca aynı markadan tatlı pembe rengi bir allık.


Yine Catrice'den duochrome dedikleri yanar dönerli oje (mor-mavi-yeşil yansımaları var ve cidden çok güzel), Bourjois mini oje kolleksiyonu, Park Avenue oje düzeltme kalemi (arkasında yedek uçları var) ve bir adet de Catrice eyeliner fırçası.

Benim topladıklarım bu kadar. Umarım hoşunuza gitmiştir ürünler. Gelelim şartlarıma. Amacım takipçi sayımı artırmak olduğu için tek şartım takipçim olmanız. Ha olur da, herhangi bir yerde duyurursanız ek katılma hakkınız da olur. Bir de ürünleri koymak için büyük boy seyahat çantası aldım size (en üst resimde arkada), hepsini içine doldurup göndereceğim.

Toparlarsak;

Katılım koşulu : İster GFC'den ya da isterseniz BLOGLOVIN'den bloğumu takip etmeniz ve takip için kullandığınız ismi yorum kısmında bildirmeniz. GFC ve/veya BLOGLOVIN takipçisi olmak için blog anasayfada sağ menüye bakabilirsiniz. Yorum olarak mail adresinizi yazmanızı istemiyorum. Katılacak olan herkesin özel adresinin alenen yazılmasına gerek yok. Çekiliş sonunda kazanan kişinin bana ulaşmasını isteyeceğim. Ayrıca 18 yaşından küçüklerin ailelerinden izin almasını rica ediyorum.

Mükerrer katılım koşulu: Eğer bu çekilişi blogunuzda, facebook, twitter, google plus, instagram ya da kullandığınız herhangi bir sosyal medya hesabınızda çekiliş resmini ve linkini kullanarak (#çekiliş hashtagi ile birlikte) paylaşırsanız ek katılım hakkı kazanmış olacaksınız. Bunun için yorum kısmına takipçi isminizin yanı sıra paylaştığınız linki de koyarsanız bu iş tamam olur. Halihazırda takipte olanların da sadece ismini yazması yeterli.

Katılım için son tarih: Haziran sonu diye düşündüm. Temmuzun ilk haftası sonuçlandırmak niyetindeyim. Katılımcılardan mail adresi istemediğim için kazananın bana ulaşması gerekecek, o yüzden takipte kalmaya devam edin derim. Tabi ki kazanana ulaşamazsam diye yedek de belirleyeceğim. Son olarak sadece Türkiye içinde gönderim yapabileceğimi söylüyorum ve artık uzatmıyorum :) haaa... bir de kargo benden :) 

Herkese bol şans. Sevgiler...

25 Mayıs 2014

Bir Başka Brüksel Hikayesi


Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Yine bir seyahat vardı ve ben yine buralara uzak kaldım. Sinir bozucu ülke gündemini de saymazsak.....neyse işte yeniden sahalardayım dostlar. Üstelik bu kez daha önce de çıtlatmıştım bir sürprizim var. Yazının sonuna doğru geliyor bekleyin.

Bu kez Brüksel şehrinin detaylarına bakacağız. Daha önce Paris'in detaylarını paylaşmıştım. Onun da linki yazının sonunda olacak. 

Gelelim Brüksel'e.... Herkes gibi bir yere gitmeden önce internetten bir güzel araştırırım. Nereler gezilir, neler yapılır... tüm bilgileri toplarım. Oraya gittiğimde de bu bilgiler hep çok işime yarar. Şöyle bir bakarsanız da herkesin aynı şeyleri anlattığını da görürsünüz. Siz yine o sitelerden faydalanın ben burada gözüme takılan ayrıntıları anlatacağım. Yani şehrin detaylarını. 

Şehrin en büyük simgesi tabi ki bit kadar boyuyla Manneken Pis heykeli. Ondan bahsetmeyen bir Brüksel yazısı bulamazsınız. Bir de waffle var pek tabii. Bir eliyle pipisini tutan ve bir eliyle de waffle yiyen bücürün  bu dev resmi şehrin adeta bir özeti olmuş. Bö dedirtene kadar velet göreceksiniz heryerde.



Dünya ve Belçika gündemine göre Manneken Pis çeşitli kostümlerde giydiriliyormuş. Benim şansıma futbol teması çıktı. Hangi takımın forması bilmiyorum  ve açıkçası merak da etmedim :)


Dedik ya işte bu veletin kullanılmadığı herhangi bir hediyelik obje bulmanız imkansız. Çikolatasından tutun da magnetlerine kadar hep simge bu! İşin garip ve komik kısmı her türlü objesi yapılmış olmasına rağmen hiçbiri aslına benzemiyor. Kaldı ki yan yana duran bibloları bile birbirine benzemiyor. Fotoğrafa dikkatli bakın, iki farklı çocuk var resmen. Komik değil mi? olay zaten tamamen turistik olmuş. Turistlere satalım da neye benzerse benzesin mantığına gıcık oldum.


Eski tarihi bir pasajın içinde eldivenci dükkanı. Adam sadece eldiven satıyor raflarda el çantaları da vardı ama asıl mevzu sadece eldiven. çeşit çeşit renk renk....ne ilginç.


Sokak ortasındaki bu heykel ortama şirinlik katmış. Bisiklete binen kadın gövdeli bir kedi :) Gökçek kıskanmasın da onun kedisinden güzel bu :D


Kimsenin farketmediği ama benim saatlerce anlamaya çalıştığım bir detay daha. Sokakta iki bina arasına gerilmiş ipte (ya da kablo) asılı duran bir çift eski bot. O sokaktan tonlarca turist geçti ama kimse dikkat etmedi. O neden orada? kasten mi yoksa kazara mı oraya asıldı. Belediye bize bir şirinlik mi peşinde? kafamda deli sorular...:)



Türk mahallesinde bir antikacının vitrini. Sokakta yürürken tanıdık bir yüz görmek bizi gülümsetti. Çerçevenin alt köşesindeki çocuk kim bilemiyoruz tabi. Ne amaçla oradaydı acaba. Bu gezide deli sorular peşimi bırakmadı gerçekten. 


Heeee.....kim demişti ki Türkler tarihe, tarihi eserlere saygısız! Kilisenin bu tarihi heykellerine kim kaş göz çizmiş böyle arkadaş :))


Meryem Ana'ya kim beyaz ojeyi layık görmüş :))) Bizde olunca tefe koyup çalışıyoruz cahiller, görgüsüzler....sadece bizde mi oluryomuş bakın bakalım. Ne ayıp sana Avrupa Birliği'nin başketi cık cık cık...
(Olay yerinin Türk mahallesine çok yakın olduğunu söyleyip hemen kaçıyorum, saygılar :)


Atomium Brüksel'de gezilecek yerlerden biri. Şehrin biraz dışında ancak metro ile kolayca ulaşılıyor. Atomium'un kendisinden ziyade bahçesindeki bu heykel ya da anıt neyse işte onunla daha çok eğlendim. Nefis fotoğraflar çıkardım. Bazı bölümleri aynalı olduğu için dakikalarca oynadım onunla. Atomium'a giderseniz selam vermeden geçmeyin kırmızı kütleye... :)


Mini-Europe Atomium'un hemen yanında bulunan girişi ücretli bir minyatür müzesi. Gitmeye değer mi? eğer çoğu yapının kendisini zaten gördüyseniz, hayır değmez. Görmediyseniz mantıklı olabilir. Ama yine de Avrupa Birliği propagandası yemeye hazırlıklı olun. "Avrupa'yı birleştirdik oh çok güzel oldu, çok da iyi oldu" reklamı yapılmış adeta. Her AB üyesi ülkeden bir tarihi yapı sokuşturmak için de resmen zorlamışlar. Yani şöyle söyleyeyim; Barselona'daki Sagrada Familia yok ama Limasol'daki antik tiyatro var, öyle!

Üst resimden görebileceğiniz üzere burada Türkiye'den tek detay THY idi. 


Zoom yapmak zorunda kaldığım için fotoğraf biraz bulanık. Buradaki sokak arası sürprizimiz ise tabelanın üstünde duran peluş tavşan. Yine kimsenin dikkatini çekmemiş bir detay daha. Allah Allah nereleriyle geziyor bu insanlar yahu...bir de o tavşan niye orada? Kim kime ne şakası yapıyor anlayamadım ama beni gülümselendirdi yani :)



Metro! hani şu bizim bir türlü başaramadığımız icat. Metro kullanarak istediğiniz yere gidersiniz hiç de kaybolmazsınız Avrupa'da. Brüksel'de metro ile ilgili bana farklı gelen, beklediğiniz metronun o an hangi durakta olduğunu gösteren tabela idi. Bu ayrıntıyı çok sevdim. Aynı hatta kaç metro olduğunu da görebiliyorsun. Tabi kaç dakika sonra istasyona geleceği de altında yazıyor. 


Son iki kare de sadece iki saat gezebildiğimiz Brugge'dan. Bir evin (ya da dükkan) camında iki resim. 
Neden bilmiyorum çok hoşuma gitti.


Bu yazıyı beğendiyseniz  "bir başka Paris hikayesi" yazıma gitmek için tık tıklayabilirsiniz

Gelelim benim sürprizime....iki ayda iki kez yurtdışına çıktım ve oralardan ürün topluyordum. 
Acayip şeyler biriktirdim süper bir çekiliş planlıyorum öyle söyleyim. Eli kulağında yakında geliyor.
Beni bekleyin anacım byeeee.... 

7 Mayıs 2014

Christian Louboutin Marquise Spiked Clutch


Herkese selam... bir süredir iş dolayısıyla yurt dışında olduğum için yazamadım. Blogla ilgili birtakım işler peşindeyim, şimdilik sürpriz... :)

Bugün konumuz benim pek sempatik bulmadığım ama takip ettiğim  çivi / zımba trendinden çok çok meşhur olmuş bir el çantası üzerine. Kadınların sevgilisi Christian abimizin, gözbebeğimizin "Marquise" adıyla tasarladığı çantalar.


Chris abinin sitesinin incelerseniz (burada) zımba ve çivilere nasıl hasta olduğunu da anlayabilirsiniz.
Tabi ki buna benzer başka markaların çok çeşitli modelleri de var. Ancak bu model benim ilgimi çekti. Yandan görünüşünde sosisli sandviçi anımsattı bana nedense :D (karnım aç galiba)




Tabi ki çantanın içi Louboutin kırmızısı. 
Bu ürünü şu sitede buldum ama 5 bin küsür lira verip alır mısınız, sahte midir değil midir bilemem. 
Hadi madem diğer modellere de bakalım....("ayy... kızzz batar bu ama" diyenler devam etmesin :)


Piton yılanı desenli olanları da böyle.


ve tabi ki nude rengi. 



Kırmızı halılarda yerini alalı epey olmuş bu çantaların. Birçok ünlünün kullandığını biliyoruz. 
Nasıl beğendiniz mi? Bir yerimize batar mı batmaz mı, ne dersiniz?
:D:D:D


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...