25 Mayıs 2014

Bir Başka Brüksel Hikayesi


Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Yine bir seyahat vardı ve ben yine buralara uzak kaldım. Sinir bozucu ülke gündemini de saymazsak.....neyse işte yeniden sahalardayım dostlar. Üstelik bu kez daha önce de çıtlatmıştım bir sürprizim var. Yazının sonuna doğru geliyor bekleyin.

Bu kez Brüksel şehrinin detaylarına bakacağız. Daha önce Paris'in detaylarını paylaşmıştım. Onun da linki yazının sonunda olacak. 

Gelelim Brüksel'e.... Herkes gibi bir yere gitmeden önce internetten bir güzel araştırırım. Nereler gezilir, neler yapılır... tüm bilgileri toplarım. Oraya gittiğimde de bu bilgiler hep çok işime yarar. Şöyle bir bakarsanız da herkesin aynı şeyleri anlattığını da görürsünüz. Siz yine o sitelerden faydalanın ben burada gözüme takılan ayrıntıları anlatacağım. Yani şehrin detaylarını. 

Şehrin en büyük simgesi tabi ki bit kadar boyuyla Manneken Pis heykeli. Ondan bahsetmeyen bir Brüksel yazısı bulamazsınız. Bir de waffle var pek tabii. Bir eliyle pipisini tutan ve bir eliyle de waffle yiyen bücürün  bu dev resmi şehrin adeta bir özeti olmuş. Bö dedirtene kadar velet göreceksiniz heryerde.



Dünya ve Belçika gündemine göre Manneken Pis çeşitli kostümlerde giydiriliyormuş. Benim şansıma futbol teması çıktı. Hangi takımın forması bilmiyorum  ve açıkçası merak da etmedim :)


Dedik ya işte bu veletin kullanılmadığı herhangi bir hediyelik obje bulmanız imkansız. Çikolatasından tutun da magnetlerine kadar hep simge bu! İşin garip ve komik kısmı her türlü objesi yapılmış olmasına rağmen hiçbiri aslına benzemiyor. Kaldı ki yan yana duran bibloları bile birbirine benzemiyor. Fotoğrafa dikkatli bakın, iki farklı çocuk var resmen. Komik değil mi? olay zaten tamamen turistik olmuş. Turistlere satalım da neye benzerse benzesin mantığına gıcık oldum.


Eski tarihi bir pasajın içinde eldivenci dükkanı. Adam sadece eldiven satıyor raflarda el çantaları da vardı ama asıl mevzu sadece eldiven. çeşit çeşit renk renk....ne ilginç.


Sokak ortasındaki bu heykel ortama şirinlik katmış. Bisiklete binen kadın gövdeli bir kedi :) Gökçek kıskanmasın da onun kedisinden güzel bu :D


Kimsenin farketmediği ama benim saatlerce anlamaya çalıştığım bir detay daha. Sokakta iki bina arasına gerilmiş ipte (ya da kablo) asılı duran bir çift eski bot. O sokaktan tonlarca turist geçti ama kimse dikkat etmedi. O neden orada? kasten mi yoksa kazara mı oraya asıldı. Belediye bize bir şirinlik mi peşinde? kafamda deli sorular...:)



Türk mahallesinde bir antikacının vitrini. Sokakta yürürken tanıdık bir yüz görmek bizi gülümsetti. Çerçevenin alt köşesindeki çocuk kim bilemiyoruz tabi. Ne amaçla oradaydı acaba. Bu gezide deli sorular peşimi bırakmadı gerçekten. 


Heeee.....kim demişti ki Türkler tarihe, tarihi eserlere saygısız! Kilisenin bu tarihi heykellerine kim kaş göz çizmiş böyle arkadaş :))


Meryem Ana'ya kim beyaz ojeyi layık görmüş :))) Bizde olunca tefe koyup çalışıyoruz cahiller, görgüsüzler....sadece bizde mi oluryomuş bakın bakalım. Ne ayıp sana Avrupa Birliği'nin başketi cık cık cık...
(Olay yerinin Türk mahallesine çok yakın olduğunu söyleyip hemen kaçıyorum, saygılar :)


Atomium Brüksel'de gezilecek yerlerden biri. Şehrin biraz dışında ancak metro ile kolayca ulaşılıyor. Atomium'un kendisinden ziyade bahçesindeki bu heykel ya da anıt neyse işte onunla daha çok eğlendim. Nefis fotoğraflar çıkardım. Bazı bölümleri aynalı olduğu için dakikalarca oynadım onunla. Atomium'a giderseniz selam vermeden geçmeyin kırmızı kütleye... :)


Mini-Europe Atomium'un hemen yanında bulunan girişi ücretli bir minyatür müzesi. Gitmeye değer mi? eğer çoğu yapının kendisini zaten gördüyseniz, hayır değmez. Görmediyseniz mantıklı olabilir. Ama yine de Avrupa Birliği propagandası yemeye hazırlıklı olun. "Avrupa'yı birleştirdik oh çok güzel oldu, çok da iyi oldu" reklamı yapılmış adeta. Her AB üyesi ülkeden bir tarihi yapı sokuşturmak için de resmen zorlamışlar. Yani şöyle söyleyeyim; Barselona'daki Sagrada Familia yok ama Limasol'daki antik tiyatro var, öyle!

Üst resimden görebileceğiniz üzere burada Türkiye'den tek detay THY idi. 


Zoom yapmak zorunda kaldığım için fotoğraf biraz bulanık. Buradaki sokak arası sürprizimiz ise tabelanın üstünde duran peluş tavşan. Yine kimsenin dikkatini çekmemiş bir detay daha. Allah Allah nereleriyle geziyor bu insanlar yahu...bir de o tavşan niye orada? Kim kime ne şakası yapıyor anlayamadım ama beni gülümselendirdi yani :)



Metro! hani şu bizim bir türlü başaramadığımız icat. Metro kullanarak istediğiniz yere gidersiniz hiç de kaybolmazsınız Avrupa'da. Brüksel'de metro ile ilgili bana farklı gelen, beklediğiniz metronun o an hangi durakta olduğunu gösteren tabela idi. Bu ayrıntıyı çok sevdim. Aynı hatta kaç metro olduğunu da görebiliyorsun. Tabi kaç dakika sonra istasyona geleceği de altında yazıyor. 


Son iki kare de sadece iki saat gezebildiğimiz Brugge'dan. Bir evin (ya da dükkan) camında iki resim. 
Neden bilmiyorum çok hoşuma gitti.


Bu yazıyı beğendiyseniz  "bir başka Paris hikayesi" yazıma gitmek için tık tıklayabilirsiniz

Gelelim benim sürprizime....iki ayda iki kez yurtdışına çıktım ve oralardan ürün topluyordum. 
Acayip şeyler biriktirdim süper bir çekiliş planlıyorum öyle söyleyim. Eli kulağında yakında geliyor.
Beni bekleyin anacım byeeee.... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bu lafın altında mı kalacaksın ? aaaa :D

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...