26 Ağustos 2014

Instagram günlükleri vol.5


Yeni bir fotoğraf makinesi katıldı ailemize. Ben pek kullanamıyorum, daha doğrusu üşeniyorum, kurcalayıp öğreneceğim de program ayarlarını anlayacağım da...ohooo uzun iş. Onun yerine mankenlik yapmak daha kolay. Aletin ilk eserlerinden bu kareler... :)


Bu yaz tatili Datça'da tamamladık. Badem kahvesi müthiş bir tat. Aslında içinde kahve falan yok, "kahve" kelimesi içecek anlamında kullanılıyor herhalde. Dövülmüş bademi süt ile sanki Türk kahvesi pişirir gibi uzun uzun pişiriyorlar. Bademin yağı ile süt tamamen birbirine karışıyor. Acayip bir lezzet. Her yudumda ağızda kalan badem parçalarını çiğnemek de ayrı bir zevk. Giderseniz mutlaka deneyin.


Nereden esti bilmiyorum, bu şarkı geldi aklıma (evet bu bir şarkının aklımda kalan sözleri)
Sizden hatırlayan var mı?
Çok eski bir şarkı bu, 92'de meşhur olmuş. benim de aklımda bu anlamsız kelimelerle kalmış, küçüğüz tabi o zamanlar İngilizce falan yok. Google'a sordum ama o da çaresiz kaldı. Instagramda bir arkadaş buldu sonradan. Snow - Informer'mış şarkı. Merak baktım sözleri şuymuş ; "A Licky boom boom down". Merak ederseniz buyurun;


Devam edelim;




Salondaki kütüphaneyi komple indirince, unutulmuş bazı hatıralar da çıktı meydana. Düğünlerde bir defter gezdirirler konuklar iyi dileklerini yazsın diye, bilirsiniz. biz de yapmıştık öyle bir şey. Sonradan okurken bu yazıyı gördük. kim olduğunu bir türlü çözemiyoruz hala. Tahmin çalışmalarımız devam ediyor. Her seferinde de inatlaşıyoruz, senin akrabalarından biridir, hayır senin akrabalarından , hayır senin.... :) İmzadan da anlaşılmıyor ki...



Kütüphaneyi indirmişken şöyle bir elden geçirdik tabi. Bu sefer kitapları tamamını sağ baştan yan yana dizmek yerine aralara dekorasyon attırdım :) Kimi kitapları dikey kimilerini yatay yerleştirdim. Arada boşluklar bıraktım ve farklı aksesuarlar koydum. Biraz gözüm gönlüm açıldı vallahi. 

Bir de bir önceki yazımda anlattığım şekilde dekoratif objeleri becayişe tabi tuttum. Üst resimdeki çiçek ve çerçeve eskiden alt resimdeki TV ünitesinin üstündeki rafta idi. Onları buraya alıp, oraya da başka bir dekorasyon yaptım.


Kitaplar ve dergiler eskiden kütüphanedeydi şimdi buraya yerleştirdim. Taşlar deniz kenarından toplama. Çiçekler yapma lavanta. Lavantaları koyduğum vazolar da aslında sofra için kullanılan yağlık/sirkelik ikilisinden. Hediye gelmişti ve hiç kullanmamıştım.Hemen değerlendirdim. Ucundaki mantarı kaldırınca minik beyaz vazolara dönüştüler. 

Bu işler için hiç para harcamadım. Yani yeni bir şey almadım. Sadece eşyaların yerlerini değiştirerek farklı bir dekorasyon yapmaya çalıştım. Bence becerdim siz ne dersiniz?

@gburcusenturk

23 Ağustos 2014

Aynı eşyalar, yeni dekorasyon


Zaman zaman kendi kendime evimden sıkılıyorum, değişik farklı bir şeyler görmek istiyor gözlerim. Evlenmeden önce de evin diğer alanlarına karışamazdım ama sık sık odamdaki eşyaları ters yüz eder hep değiştirirdim. Öyle iç mimar bulup evi baştan aşağı değiştirtecek kadar zengin değiliz herhalde hiçbirimiz. O yüzden küçük dokunuşlarla bir şeylerin yerini değiştirerek farklılıklar yaratabiliriz.


Özellikle evdeki tadilat zamanları bunun için bulunmaz fırsattır. Çünkü her eşya indirilir ve yeniden düzenlenmesi gerekir. İşte böyle zamanlarda sadece evdeki eşyaların ya da dekorasyon için kullandığınız aksesuarların vs yerlerini değiştirip yeniden dizerek yeni alanlar yaratmak mümkün. Ben şimdi kısacık kendi hikayemi anlatayım.


Salonda badana yaptık, haliyle duvarlardakiler dahil ne var ne yok yerinden kalktı. Aslında koltuklar ve yemek masası için de bir becayiş düşünüyordum ama vazgeçtim. Ben de kitaplık, tv ünitesinin üstündeki raf ve gümüşlük üzeri aksesuarlar ile oynamaya karar verdim. Üst resimdeki dergilik ikea'dan. Onun yeri yurdu hala aynı. 


Bir duvarımıza astığımız resimlerimiz zaten vardı, sadece düğün davetiyesi için karikatürist ayarlayıp yaptırdığımız orijinal çizimi evde bulunca onu da çerçeveletip aynı duvara astık. Biraz daha oynayacağım bu duvarla ama henüz kafam netleşmedi.



Daha önce bu yazımda bahsettiğim kuru ağaç dallarından dekorasyon fikrini gerçekleştirdim. Planladığımın aksine süsleme yapmaktan vazgeçerek tüm dalları olduğu gibi bir cam vazoya yerleştirdim. Arkasına da daha önce makyaj masamda kullandığım ama led ışıklı ayna satın alınca boşa çıkan aynayı koydum. Fena olmadı, güzel bir derinlik kattı o alana.


Diğer objeler ise zaten oradaydı. Başka bir obje daha vardı ama onun yeri değişti. Aşağıda ona da sıra gelecek. 
Kapaklı cam kavanoz benzeri şey aslında bir şekerlik. İçerisindeki taşları bir tatil dönüşü getirmiştim. Ufak yeşil şey yapma bir kaktüs, daha önce satın almıştım. Pembe olan da yves rocher mum.



Bu fotoğraf ve pembe çiçekler ilk resimde gördüğünüz tv ünitesi rafındaydı. Badanada kitaplığı da indirince yeniden dizerken onları burada kullanmaya karar verdim. Eskiden kitaplıklarda tüm kitaplar yan yana dizilir aralarda boşluk vs bırakılmazdı. Ama ne kadar kalabalık görünürse o kadar boğuyor ortamı. Raflarda böyle boşluklar daha ferah bir görüntü veriyor. Ayrıca tüm kitaplar dikey sıralanmak zorunda da değil, kitapları yatay olarak da rafa yerleştirebiliriz ki...


Hatta eğik bile olur :)


Soldaki beyaz küre de aslında şekerlik olarak satılıyor. Ama ben içine kuru çiçekler koymuştum ve dekoratif olarak gümüşlüğün üzerinde tutuyordum. Kuru dallar gelmeden önce onun yerindeydi şimdi terfi etti... :)


Tüm bunlar için hiç para harcamadım, yeni bir şey satın almadım. Kuru dalları da zaten sokaktan topladım. Sadece objelerin yerlerini değiştirerek minik değişiklikler kattım salonuma. Bence oldu. çok da güzel iyi oldu tamam mı?
size de ilham oldu mu?

* profesyonel fotoğraf makinesi ile çektim güya fotoları ama yine becerememişim :(


15 Ağustos 2014

Depresyona nanik yaparken ...



25'i geçtikten sonra hayat çok zevksiz. Daha doğrusu, tüm dertler mücadeleler bir yana, yapmaktan zevk aldığın şeyler ya da küçük hevesler eskisi kadar tatminkar olmuyor. Hatta çoğu zaman arka tamponu kaldırıp bir şey yapmak bile insanın içinden gelmiyor. Bir de evlendiysen, çocuğun falan da varsa Ustanın dediği gibi ancak "fasulyenin neden bir türlü pişmediğini" düşünür durursun. Hayat saçma sapan bir rutin sarmalında yuvarlanıp akar. 

Böyle zamanlarda, biraz selektör çakan depresyona nanik yapmak birazcık da Amelie filmine selam yollamak için şu hayatta bana kısa boylu mutluluklar yaşatan neşeli detayları aklımdan geçiririm.

Bir kaç aydır, aklıma gelenleri not alıyorum, sonunda koleksiyon kıvamına geldi. 
Bakalım ortak noktalarımız var mı :)



Düşünürüm;
  • Ilık bir yaz akşamı, sokaktan geçerken, kulağıma kaçan tabak çatal seslerinin beni neşelendirdiğini,
  • Sıcak sıcak önüme konan Türk kahvesinin köpüğünü sönmeden yakalamak için dudaklarımla nasıl bir mücadele verdiğimi,
  • Kitap okurken ya da basit bir film izlerken kurgu hatası yakaladığımda hissettiğim o bencil hazzı,
  • Eve gelip duşa girdiğimde, ilk akan suyun geçtiği ten yollarına verdiği rahatlık duygusuna nasıl da bayıldığımı,
  • Aniden çekilen şipşak fotoğraflarda ebleh ve şişman değil de olduğumdan daha güzel çıkınca egomun feci halde tavan yaptığını,



  • Alt dudağıma ruj sürerken, ruju tutan elim yerine kafamı sağa sola döndürünce kimbilir nasıl da şapşal göründüğümü,
  • Hafta sonu akşamlarında, ertesi gün işe gitmeyecek olduğumu birden hatırlayınca suratıma yerleşen aptal sırıtışlarımı,
  • Alışverişte, restoranda, bankada....  tanımadığım insanlara espri yaptığımda, anlamsız anlamsız suratıma bakmak yerine, espriyi havada yakalayıp gülümsemelerinin bana verdiği huzuru,
  • Sokakta yaşayan hayvanlara yemek ve su veren yaşlı teyzeleri gördüğümde, kediyi köpeği okşarken o teyzeyi seyretmenin beni nasıl memnun ettiğini,
  • Rastgele kurulan dost meclislerinde, sohbetin zirve yaptığı anlarda, nasıl da çılgın gibi ağzımın sulandığını, 



  • Sıradan sıkıcı bir iş gününün kısacık gelen öğle molasında dışarıda arkadaşlarla yenilen enfes yemeğin akabinde hiç utanmadan bastıran o tatlı uykuyla girdiğim manasız savaşı,
  • Etek giydiğim günlerde tuvalet icraatlarının ne kadar kolay olduğunu düşünüp pek de sevindiğimi,
  • Bütün gün aslında ne kadar da yorulduğumu anladığım anın, eve gelip de bir koltuğa kendimi attığım an olmasını,
  • Arabada hızla giderken, camdan kolumu dışarı çıkarıp rüzgarı avucumda tutmaya çalışmanın bana verdiği çılgın zevki,
ve son olarak,
  • Benim sevdiğim insanın beni, en az benim onu sevdiğim kadar, sevdiğini gördüğüm anların haklı mutluluğunu....
çok düşünürüm....
ve her zaman bana iyi gelir.


7 Ağustos 2014

Hatırı kalan parfümler...


Geçen gece tam yattım uyuyacağım nedendir bilinmez aklıma düştü. "Chanson D'eau" diye bir parfüm vardı eskiden. Kokusu bile geldi burnuma o an. Ertesi gün bir parfürmeriye girip sordum; "eskiden şansın do diye bir parfüm vardı, hala var mı?". "Cansın mı? Cansınn... Cansınnn....haaa.... o yıllardır gelmiyor ki ablacım".



Vay dedim, ne yaşlanmışız arkadaş. Bu parfümü ilk bir arkadaşımda görmüş çok beğenmiştim. Ferah otumsu  ağacımsı bir kokusu vardı. Çok beğendiğimi ama hiç  satın alamadığımı hatırlıyorum.

Parfümerilerde (o zaman gratis, watsons filan nerede....) arka raflarda yukarılara koyulurdu bazı parfümler bazıları ise orta reyonlarda sepetlerde falan dururdu. İşte o ortalarda olan ucuz parfümler, deodorantlar fakir halk içinse, duvar raflarında yükseklerde duranlar azıcık daha zengin kadınlar içindi. Chanson D'eau işte o duvardaki üst raflarda duranlardandı. Yıllar sonra ilk işe girdiğimde bir şişe alıp kullanmıştım. Ne kadar hırslanmışsam artık unutmayıp almıştım. 


Bu olaydan sonra bir hafızamı yokladım, eskiden hangi parfümler vardı diye. 
Neler çıktı neler...
İlk aklıma gelen annemin çekmecesindekiler oldu tabi ki. Mesela Viva Cappio. Ne kokuydu o öyle... ağır mı ağır, bayık mı bayık... o dönemin en rüküş kokusuydu herhalde ama ne hikmetse herkeste de vardı. Benim yaşlarımda olanlar kesinlikle hatırlar.





Sonra Dolce Vita. Bu da şu an olsa kullanmayacağımız kokulardan. Görselleri google'da aratınca birkaç satan yer çıktı ama kim alır kullanır şimdi ?


Erkek parfümlerinden en unutulmazı, boynunda zincir kolyeli şişesiyle Brut'tür herhalde. Bu kokuyu da çok keskin diye hatırlıyor benim o zamanlar yeni ergen olan burnum. Bu da Viva Cappio ile birlikte annemin çekmecesinde duran baba parfümüydü. Bilmem kaç kez sıkmıştır babam. O zamanlar kullanmasan da her şeyden tek tük bir örnek bulunurdu evde. Siz de benim gibi çocukken okul sonrası günün yarısı evde geçiren ve sıkıntıdan anne dolaplarını çekmecelerini kurcalayangillerden miydiniz yoksa?


Biraz daha büyüyüp liseye geçince annemin çekmecesinde değil de kendi çekmecemde olan parfümler de ilgi odağı olmaya başladı. Rujların aslında yeşil olup da sürünce pembeye döndüğü dönemlerin bittiği, Flormar'ın Pastel'in falan yeni yeni piyasaya çıktığı zamanlardı benim lise gençliğim. Kendime parfüm deodorant vs aldığım zamanlarda mağazalarda satılanlar nelerdi bir düşündüm. Evet en meşhur, yüz bin çeşidi olan Impulse'ı anmadan olmaz.


Herkesin çılgınlar gibi bir örnek koktuğu dönemin parfümleri "Equal kadın, Equal erkek" ve "Caldion" ...
bunları saymazsak olmaz ki.


Eks...kla....meyyyyşın.... diye reklamını anmadan olmaz

Johnson's Baby'nin meşhuuuuurrrrr.... kolonyalarının hatırı kalır diğğğ mi? 


Bunlar hep yaşlılık belirtisi sayın seyirciler. 90 sonrası doğanlar bunları biraz zor hatırlar. 
Onlar "taso" çocuğu futbol kartlarını bilmezler. Pokemonları bilirler ama fırdöndüyle para ütmeyi bilmezler. Turbo sakızının tadını değil, en fazla delikli nane şekeri Polo'yu hatırlarlar. 

yaşlılık diyoruz ama hatıra da aynı zamanda. 
Bir yandan hızla kaybolan gençliğine dertlensen de bir yandan dudak uçlarını azıcık kulaklarına çeken hatıraların tadı da bambaşka.

:)

1 Ağustos 2014

Bir aksesuar olarak kapı anahtarı :)


Herkese yeniden merhaba. 
Yine bana bir yerlerden ilham geldi biraz araştırdım ve bakın ne buldum. 


Halihazırda zaten üretilen ve satışı da olan anahtar figürlü aksesuarları herkes görmüştür. Bu postun  konusu ise bildiğimiz ev, dükkan, araba gibi herhangi bir yerin veya bir şeyin anahtarını kullanarak hem onu yeniden kazanmak hem de el emeği bir şey üretmek olacak. Sizin için manevi değeri olan bir anahtarı (eski ev, hatıra defteri, ilk araba gibi) biraz süsleyip ya da hiç süslemeden doğrudan ipe geçirip boynunuzda taşımak çok kuul  (!) olmaz mıydı??


Öyle mağazalarda satılan incikli boncuklu kolyelerden bahsetmiyorum yani. Gerçek anahtarlardan bahsediyorum. Biraz paslanmış, ucu eprimiş, vakti zamanında vazgeçilmez bir görevi ifa eden ama şimdi emekliye ayrılmış ya da an itibariyle hüviyeti belirlenemeyen gerçek anahtarlar.... biraz çekmece tacizi ile herkesin evinden bir yerlerden en az bir iki tane eski anahtar çıkacağına eminim, o derece :)


Bu kendisi hafif ama sorumluluğu ağır metal parçalarına birazcık silme parlatma ile biraz da stil katarak kayda değer bir kolye (ya da küpe vs) üretme fikri bana çok cazip geldi. 


Üst resimdeki güzellikleri üreten arkadaşın incik boncuk hazinesi biraz geniş olduğundan şu an tam net görünmese de gerçek anahtarları donatarak yaratım sürecini tamamlamış mesela. Olay sizin tasarım kabiliyetinize kalmış. Silikon tabancası ya da japon yapıştırıcısı ile bu işi halledersiniz.


Üstüne ıcırık bıcırık yapıştırmaktan başka bir diğer modifikasyon yöntemi de yazı yazmak olabilir. Metal zemin için kullanılan mühürler varmış sanırım ama detayını bilemiyorum. Ben olsam asetat kalemi ile yazımı yazar sonra da şeffaf oje ya da uygun bir cila ile sabitlerdim diye düşünüyorum. Tabi kullanacağım yazı da kesin love, peace, strong filan olurdu, hı hııııı.... :) 


Bir diğer fikir de yine ojeler. Oje ile farklı renklerde desenlerde boyamak da bir fikir. Bu işin en güzel yanı ip ya da zincir geçirmek için delik açma ya da halka takma derdi olmaması. Anahtarlar zaten doğası gereği delik ne güzel di mi :)))


Diğer başka aksesuarlarla kombinlemek de fikirler arasında.

Bunlar size ilham verdiyse, siz de aklınıza gelenleri yorumlara yazın olur mu?

* Görseller alıntıdır. Asıl kaynağa altlarındaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...