30 Eylül 2014

Sanço Panço Battaniye ... ?


Çok eski zamanlardan beri modası hiç geçmeyen bir kışlık parçadır, Panço. Son iki üç senedir bir de yeni versiyonu eklendi; battaniye pançolar. Hem desen hem de şekil olarak battaniyeye benzedikleri için adı da öyle olmuş. Fena fikir de değil hem sıcak, hem yumuşak, at omuzlarına çık.


Bu sezon ben de düz renk bir panço edinmek istiyorum. Biliyorsunuz, trendlerde salaş tunikler ve kazaklar var. Bol ve geniş kesim üstler çok moda. Haliyle yarasa kollu kocaman bir kazak giyince, o kol yığınını herhangi bir montun kolunun içine sokmak epey zor. Giyersiniz giymesine de sağdan soldan gerdirir, hiç sevmem o duyguyu.


O zaman hem bu küçük sorununuza alternatif bir çözüm olarak hem de halen trendleri zorlayan bir parça olarak şöyle sıcacık bir pançoyu (ya da battaniyeyi) omuzlara atıp soğuğa meydan okuyabiliriz diye düşündüm. En azından benim aklımdaki bu. 




Hem ceket tercih edildiği günlerde de, mont ya da kaban darlayacak, 
onun yerine panço daha pratik değil mi?


Yaz erken bitip, sonbahar sonbahar gibi olmadan, birden kışa girmiş gibi olduk ya, benim de aklım battaniyelere gitti haliyle. bu post da böyle oldu.
 Üşüyoruz napalım :)

19 Eylül 2014

Erkek modası: takım altı renkli çoraplar


Dün öğlen yemeğinde ev yemekleri yapan sevimli bir mekandaydık. Yakışıklı diyebileceğim orta yaşlı entel tipli bir adamın çoraplarına takıldı gözüm. Uçuk pembe kendinden desenli bir gömlek, deve tüyü kanvas bir pantolon ve taba kemer-kundura ikilisinin altına çingeneye kaçan bir pembe tonda çorap giymişti :) 


Kır saçları ve kulağında küpesiyle oldukça karizmatik göründü gözüme esasen. Akşam da iş çıkışı kuzenimle buluştuk. Laf beri geldi, artık mağazalarda alacak güzel bir şeyler bulamadığından uzun uzun yakındı. Bir erkek olarak kendince belirli bir stil çizgisinde giyinen ve neyi nasıl giydiğine çok özenen biridir. Son zamanlarda erkek modasının içine karışan feminenlikten fena halde şikayetçi.



Yıllardır tarzını takip ettiği ve alışveriş yapmayı çok sevdiği mağazalardan birinde şifon kumaştan tamamen renkli çiçeklerle kaplı bir tişört gördüğünü ve satıcıya bunun erkek reyonuna ait olup olmadığını tekrar tekrar sorduğunu anlattı. Evet cevabı alınca çok şaşırmış ve bozulmuştu.


Ben de modanın ya geçmişten ya da karşı cinsten bir şeyler çalarak ilerlediğinden bahsettim. Son dönemde farkındaysanız kadın kıyafetlerinde (mesela boyfriend jean) ve ayakkabılarda (mesela oxford ayakkabılar) maskülenliğin ön planda olduğunu görüyoruz. Aynı şekilde erkek kıyafet ve aksesuarlarında da kadınsı yansımalar var.  


Şimdi bu noktada cinsiyet tartışmalarına girmeyi hiç istemiyorum ama çizgilerin silikleşmesi gibi bir durum da yok değil. Kimine göre bu güzel kimine göre kötü.

O yemekte gördüğüm amcanın bütünsel anlamda dış görünüşü gerçekten hoşuma gitti açıkcası. Ve biraz düşündüm... Pembe her ne kadar diğer renkler gibi basit bir renkse de, bebeklikten beri dişi olarak kodlanıyor kafalarda. Ama o amcanın çorapları "ben feminenim"den ziyade "ben aykırıyım" diyordu. 


Takım elbise ile renkli çorapları birleştiren örneklere google'dan bakınca da aynı şeyi gördüm. Moda bir yanıyla evet bir sürüleştirme yöntemiydi ama bir yanıyla da (o bilindik klişe ile) insanın kendine yakıştırdığı şeyleri giymesiydi. Yakıştığını düşünüyorsan rengarenk çoraplar giyebilirsindi, neden olmasındı. 



Renklerin çeşitliliği o kadar güzel ki, kadına erkeğe ayrı renkler sınırlamak çok mantıksız aslında. Erkek için üretilen giyim parçaları da, aksesuarlar da çok sınırlı. Kadınlar bu konuda daha şanslı, bir kadının işe giderken giyebileceği milyon tane kombinasyon var ama bir erkek tek bir şey giyebiliyor; takım elbise. 


Bu açıdan belki renklerle oynamak istemekte haklılar. İlk başta tuhaf gelse de sizce de görseller bambaşka bir hikaye anlatmıyor mu?


Bu arada : nereden bulabiliriz diye soranlar, sözüm size olsun.... :)))
özel çorap kulübü "chetik.com" dan bulabilirsiniz.

Bu arada 2 : google sağolsun, görseller hep alıntı.

10 Eylül 2014

Dekoratif kapı önü ağırlıkları (DIY önerisi)


Birkaç haftadır indirimdeyken English Home'dan kapı önü ağırlığı almak için çabalıyordum, bir türlü beceremedim. Gözümün önünde modeller tükeniverdi :) yeni modeller de henüz yok. Biraz bakınınca gördüm ki bir sürü çeşidi varmış bu kapı önü aksesuarlarının. Aslında aksesuar ama önemli bir işlevi de yerine getiriyor. Hele önümüz bahar ki, esen rüzgarların kapıları pencereleri çarpmaması içten bile değil...


Olay şu ki, gerçekten işlevi olan bu aksesuarlardan yapmak çok zor değil. Vintage akımını da seviyorsanız kumaş kaplamalı olan bir model tercih edebilirsiniz. Evdeki artık kumaşlardan ya da giymediğiniz kıyafetlerinizden el emeği göz nuru bir kapı önü ağırlığı üretmek çok zor olmasa gerek.   


İçine ağırlık olması için genelde kum koyuyorlar. Kum bulamıyorsanız bahçeden bir poşet toprak alabilirsiniz, taş toplayabilirsiniz, yok ben evime sokaktan taş toprak sokmam diyorsanız bahçe dekorasyonu için satılan renkli taşlardan alın. Bir poşete doldurup diktiğiniz kumaşın içine yerleştiriverin.


Tabi bir de kolay taşımak için sap yapmayı unutmayın. Şu andan itibaren ilk boş vaktimde ben de yapmayı düşünüyorum. Giymediğim bir kıyafeti kare ya da oval bir heybe şeklinde dikerim, kalp yıldız vs şeklinde kestiğim artık kumaşları da renk uyumunu gözeterek  üzerinde patchwork misali dikiveririm diye hayal ediyorum. Ya da silikon tabancasıyla işe yaramayan minik objeleri (eski bir küpe ya da broş mesela) üzerine tutturabilirim. Kurdelalarla süsleyebilirim. Bir de sap dikersem tamamdır :)


Böyle kedi köpek falan beceremem ama alt resimdeki gibi basit bir şey yapılır, neden olmasın ??



Zaten ülkede bulamayacağımız ama içimizin gittiği bu dekoratif şeylere para vermeye gerek yok. Hem boş zaman değerlendirmece hem de el emeği gururu :)


Ayrıca, kumaş olması şart değil, eski bir ağaç kütük, içi ağırlık dolu büyükçe bir kavanoz... kapıyı tutacak kadar ağır olabilecek herhangi bir dekoratif nesne de bu işi görecektir diye düşünüyorum.


Ne dersiniz???

*Görsellerin kaynağına ulaşmak için altındaki linklere tıklayın.


3 Eylül 2014

Bu aralar nelere taktım Vol.2


Leylak, lavanta, ametist ... morun elli tonunun ellisine birden taktım. bu tonlardaki her şey çok hoşuma gitmeye başladı. zaten kozmetikten dekorasyona aksesuara ne varsa doldurdum.


Yves Rocer leylak kokusu parfüm "lilas mauve". buram buram leylak ama fazla kalıcı olmayan bir parfüm. Malum parfümler hep farklı kokuların karışımı oluyor, notaları falanı filanı var. Bu öyle değil, yüzde yüz karışımsız safi saf leylak kokusu. 


Soldaki Wet & Wild Coloricon serisi kitten adlı tekli göz farı. 
Pigmentasyon başarısız. Sağdaki Pastel metallic monochrome serisinden 122 numara ametist tekli göz farı. (fotoda rengi belli olmuyor ama tam bir ametist taşı renginde)  Pigmentasyonda "nirvana benim ulen" demiş, yanardönerliği bir harika. İkisi de bitmesin istiyorum.


Soldaki W&W, sağdaki Pastel


Note cosmetics ruj, 11 numara funny lips. Nasıl güzel bir renk. Neon pembe diyebilirim ama asla cart değil. Ruj tutkum yoktur lakin buna tutuldum. Öyle bir taktım ki, her gün gıdım gıdım sürüp seyreyliyorum dodaqlarımı :)



Patlamış mısır hiç sevmem. Hatta sevenlere de uyuz olurum, özellikle sinemada mısır yiyenleri dövesim gelir. Sinema benim için yeme içme yeri değildir. Sen de tıkınma kardeşim. Efendi gibi, doyur karnını öyle gel. En fazla su girer salona bana göre.
Eti'nin bu sinema salonu göndermesi ile çıkardığı Gong isimli mısır patlağı (pirinç de varmış) bu önyargılarımı biraz örseledi. çünkü tadı bir harika. 
Hani patlamış mısırın minik koyu kahverengi bir sert kabuğu olur ya? hani o sonra dişlerine ya da dişinle diş etinin birleştiği noktaya zamk gibi yapışır da çıkmaz ya ... işte o eziyeti bunu yemeyi tercih eden çekmezken aynı lezzeti de alacak. Hem kabuk yok hem de alayına yağlı alayına tuzlu. Fotosunu çeker çekmez direk yedim, o derece:)


Jango, telefonumda kullandığım müzik uygulaması. Farklı olan yönü sen şarkı seçmiyorsun tarz ya da tür seçiyorsun. O sana radyo gibi çalıyor. Yok efendim 15 gün dene sonra üye ol, yok reklam izle, dinletirim ama 30 sn sonra keserim, yok hadi yeter dinlediğin ver paramı durumları yok. Ama nokta atışı şeklinde tercih hakkın da yok. Ben 90'lar dinlerim, ben dinlendirici piyano dinlerim, ben altertative rock dinlerim ver ortaya karışık birşeyler  diyorsan ideal, hemi de bedava...


Başkalarına eskiden de eski ama bana yepisyeni gıcır gıcır bir diziye taktım. Henüz birinci sezondayım karakterleri tanıyoruz. Ufaktan hayatın anlamını, ahlaki değerleri, ailevi sorunları sorgulamalar başladı. Keyifli olacak gibi. göriciiğiz...

Bir de Ankaralılara bonusum olsun;


 Ankara'da sıkılıyorsan takip et. Bu kafa güzel kafa :)
Ben öğrenciyim ya da benim ruhum öğrenci olum diyorsan takıl



Bu seferlik bu kadar. 
Bir sonraki obsesif kompulsif takıntılarımda ve yeni keşif noktalarnda görüşmek üzere sayın seyirciler.
öptüm, kib, bay :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...