24 Mart 2016

İskandinav Dekorasyon : "oh my deer"


Dekorasyon ve iç mimaride İskandinav tarzı nedir diye şöyle bir kurcaladım, karşıma üç şey çıktı: siyah - beyaz ve tahta !
Yani; üç kelime; sadelik, aydınlık ve doğa. 
Bir başka ifadeyle; o çok sevdiğimiz İkea'nın dejenere olmamış hali :) :)



İnternette bu tarz ile ilgili çok fazla bilgi ve görsel var, bakabilirsiniz. Ama ben bugün her yerde karşıma çıktığı için merak ettiğim bir temadan/simgeden bahsedeceğim.
"geyik"



 Taa.. mitolojinden beri bin bir türlü anlam yüklenmiş geyiğe de. Ama en çok ortaçağ kaleleri, şatoları geliyor benim aklıma. Şovalyelerin toplantı salonları falan :) Bir de Amerikan filmlerindeki zenginlerin çiftlik evlerinin duvarları :) Ortaçağ'da sanırım insanların avcılık yeteneğinin ve doğadaki en üstün varlıklar olduklarının kanıtı olarak duvarlara asılmış. Sonra filmlerde de kırsal çiftlik evlerinde gücün, gösterişin, ihtişamın, zenginliğin hatta bence görmemişliğin :) bir simgesi olarak evlerin duvarlarını süslemiş.


Ortaçağı ve Hollywood'u geçelim, modern dekorasyondaki "geyik" simgesine gelelim. En çok İskandinav tarzı tasarımlarda görüyoruz dekora iliştirilmiş bir geyik simgesini. Bazen tahta veya başka malzemelerden yapılmış duvara monte geyik büstleri, bazen minik obje ve biblolar, bazen tektsil ürünlerinde kullanılıyor.  Bugün bir de Noel'in simgesi tabi ki bildiğiniz gibi.




En çok da geyik illüstrasyonu olan pano ve posterler gözüme ilişti açıkcası. 




Anlamı ne diye baktığımda, boynuzlarının heybetinden dolayı gücü simgelediği yazılmış hep. Bir de geyiklerin (ve hatta ceylanların) güzel gözleri ve bakışları yüzünden masumiyeti ve barışı simgeliyormuş. Çok anlamlı.



Evde veya başka iç mekanlarda dekorasyonda kullanmak için daha anlamlı bir simge seçilemezdi herhalde. Bir de ne olduğunu anlayamadığım "ananas" illüstrasyonları var her yerde :) o da ayrı bir post konusu olsun bari :)

Bu da bonus:


Sevgiler,


23 Mart 2016

Bir Başka Roma Hikayesi


Bir gezi planlıyorsak, hepimiz internet sitelerinden ya da gezi bloglarından bilgi almaya çalışıyoruz. Genelde aynı tavsiyeleri hepsi yazmış oluyor. Birkaç tanesini okuyarak genel bir kanı elde etmiş olursunuz elbet. Ben biraz farklı bir şey yapacağım; diğer bloglarda okumadıklarınızı, küçük ayrıntıları, kendi tecrübelerimi kısaca yazayım istedim. O halde başlayalım mı?


Öncelikle yemekler. İtalya mutfağı ile ünlü tabi ki ve gitmeden evvel epey heyecanlanmıştım. Lakin maalesef memnun olduğumu söyleyemeyeceğim. Öyle lüks restoranlara gitmedik, sokak ya da cadde üzeri sıradan turistik restoranlarda yedik. Ne makarna ne de pizza için öyle şahane mahane değildi bana göre. Makarna konusunda naçizane tavsiyem ravioli ya da tortellini gibi yaş hamurdan yapılanları seçin, zira diğer kuru makarnaların hamuru marketten alıp evde yaptıklarımız ile aynı lezzette. Birkaç çeşit pizza, makarna ve etli yemek tatma fırsatım oldu, resimdeki ravioliden daha güzel bir şey yemedim.


Tatlılar da keza öyle süper değildi (yemek konusu benim için tam bir hayal kırıklığı oldu). Cannoli'yi memleketinde yiyeceğim için çok heyecanlıydım ama pek beğenmedim. Tüm bloglarda tavsiye olarak adı geçen meşhur Pompi'deki tramisu hariç yediğim hiçbir tatlı beni tatmin etmedi. Tatma fırsatı bulduğum tüm tatlılar ya buz  ya da beze çıktı.


Vatikan müzelerine muhakkak gidin derim. Müzedeki galerilerden biri Papa'nın geçmişten beri kullandığı at arabaları/otomobillerin sergilendiği bir yer. Oradaki ekranda dönen mini belgeselde Mehmet Ali Ağca'yı görürseniz şaşırmayın :)  


Türk olduğunuzu da belli etmeyin zira hristiyan turistler epey hüzünleniyorlar.


Aydınlanmanın başladığı ülke de olsa, edep yerleri her yerde ayıp :) Vatikan'da birçok sanat eseri heykelin edep yerlerine sonradan incir yaprağı tutturulmuş, komik.


Via del Corso caddesinde bu amcayı görürseniz, para atın ama konsantresini bozmaya çalışmayın. 


Ben çok denedim, hiçbir şekilde tepki vermiyor :)


Aşk çeşmesine euro atmayın, bozuk lira götürün onu atın bence. Bir de dilek dilerken avuçla para atan turistler görürseniz, onların bonkörlüğünden olumsuz etkilenmeyin :) Euro lazım, 4 euroya tramisu yersiniz, ne gerek var.


Hiç lüks görünmese de girdiğiniz her kafede asla menüyü görmeden sipariş vermeyin. Bizim gibi "abi buraya iki çay" diyip, sonra özel potlarda berbat tadı olan Darjeeling çayını içer, 9'ardan 18 euro verip kalkarsınız. İçime öküz oturdu yeminle :o


Roma'ya vardınız, tüm gün gezdiniz, akşam otele dönüyorsunuz, markete uğradınız, su alacaksınız, yüz bin çeşit marka var, hangisini alacaksınız? Tabiki Toscana :) Hiçbirinin tadı bu markanınki kadar iyi değildi. Şöyle söyleyeyim; Erikli'ye en yakın tat bu suda, bu da benden size kıyak olsun. 


Bir de bunlar var. En turistik noktalara konulmuş postmodern çeşmeler :) Kioskun öbür tarafında da şarj ünitesi var, o da ücretsiz. 1 litrelik şişe gezdirmeye üşenmezseniz, otel suyunuzu buradan ya da tarihi çeşmelerden filan doldurun. Tadı kötü ama benden söylemesi.



Tuhaf ama metroda ve bazı yollarda trafik sağdan değil, soldan akıyor. Üst resimdeki mesela metro durağı. Normalde perona gideriz ve beklemeye başlarız. Sonra tren soldan gelir, bineriz sağa devam eder. Burada tam tersi, sağdan gelip sola gidiyor. Bilmiyorum ama bana tuhaf geldi. Mesela resimde şu an metro karşı peronda ve soldan geldi. 


Trafik de aynı şekilde, bu resim de Tevere nehri üzerindeki köprülerden biri. Görüyorsunuz trafik soldan. Muhakkak makul bir açıklaması vardır ama ben garipsedim. 


Gezdiğiniz bütün tarihi ve turistik yerlerde tavana bakacaksınız buna hazır olun. Çünkü duvarlar gibi tavanlar da çok güzel. Özellikle Vatikan'daki bazilika ve müzelerindeki galeriler tavan süslemeleri ile tıklım tıklım dolu. Her yerde ayrı bir eser.Ama bu arada ağız havada gezerken yere bakmayı da unutmayın derim, yerde de çok güzel manzaralar var zira :)


Ben bu gezimde tuvalet meselesine epey takıldım. Sıradan kafe ve restoranların tuvaletlerinde klozet kapağı yok! Bildiğin yok yani. Bayanlara gitmeden evvel ayakta şey etme (!) egzersizleri yapmasını tavsiye ederim, zira ben bildiğin öğrendim.



İkinci konu bide! Bu meretin nasıl kullanıldığını bilmiyorsanız üzülmeyin, çünkü zaten çok kullanışsız. Taharet musluğu diye bir icat varken bu saçmalığa nereden bulaşmış bu İtalyanlar ben de anlayamadım. Klozetten kalkıp zıplaya zıplaya bideye gitmek ... çok komik.... :):)



Bir de bunlar var, üçü bir arada lavabolar. İşte bunlar çok kullanışlı, solda el kurutma ortada su ve sağda sabun yeri mevcut. Hiçbir şeye dokunmadan üç işlemi aynı anda halledebiliyorsunuz. Bu arada burası havaalanı :)



Her yerde sıra beklemeye hazır olun. Bu resim Santa Maria in Cosmedin bazilikası. Burada bulunan meşhur Bocca della Verita ile fotoğraf çektirme sırasını görüyorsunuz.  Mevsim itibariyle düşününce inanın bu sıra az bile. Zaten birçok standart Roma turunda pakete dahil bile değil. Çekik gözlü kardeşlerimiz bir de biz vardık o gün.




Fakat kendilerini takdir ettim, güzel bir uygulama yapmışlar. Bitmeyen sıraları engellemek için, tek fotoğraf çekip geçiyorsunuz. Hatta onun için de bir görevli koymuşlar, görevliye makinanızı/telefonunuzu kamerası açık halde veriyorsunuz, çat çat çat ... hızlı bir şekilde 10-15 tane fotoğrafınızı çekip elinize veriyor. Sonra sıradaki geliyor, sonra sıradaki... böyle hızlı hızlı devam ediyor. Sıra beklemeyi saymazsak her şey 5 saniye :)




 Bunlar da turistlerin pislikleri. Üşenmedim çektim. Zaten biz oradayken Roma'da fare alarmı verildi. Şehri fareler bastı (bir tanesini bizzat gördük). Sen tut sokak kedilerini kısırlaştır ondan sonra gelsin fareler.... ciddi ciddi o kadar sokak arşınladık sadece 1 tane kedi gördük. Bu yüzden özellikle gece farelere dikkat edin derim.



Metro çok pratik olmasa da otobüsler bence gayet başarılı. Her durakta o durağa gelen otobüslerin numaralarının ve uğradığı tüm durakların isimlerinin yazılı olduğu listeler var. Bulunduğunuz yeri de görebiliyor, gitmek istediğiniz yere hangi otobüsün gittiğini tabeladan öğrenebiliyorsunuz. Üstelik yanındaki bir ekranda da otobüslerin kaç dakika sonra o durağa varacağını gösteriyor. Bu yüzden otobüs kullanmak çok kolay. Biz ilk gün hariç bir daha metroya binmedik, çünkü metro,  KPSS çıkışı bizim beşevler metrosu gibi oluyordu. (Ankaralılara selam  :)


Bu da bonus,

Vatikan'da Sistine Şapelinde gidince görürsünüz orijinalini. 
Size şimdiden az acılı bel kopmaları, az ağrılı ayak patlamaları dilerim.
Roma yürü yürü gez gez bitmez, doyulmaz bir şehir.
Sevgiler...

Diğer hikayeler için:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...